Romantizmin şafağında FinTech gerçekleri

30 Ocak 2017
118 Görüntüleme

İki gün boyunca süren Paris FinTech Forum 2017’de FinTech ekosisteminin röntgeni çekildi, kan analizi yapıldı. İşte tahlil masasından ortaya çıkan tüm teşhisler.

Soğuk havanın, ne kadar kalın giyinirseniz giyinin, kendisini size hissettirdiği bir Avrupa sabahında, romantizmin merkezi sayılan Paris’in de merkezindeyiz. Napolyon’un 1807 yılında mimar Alexandre-Théodore Brongniart’a inşası için emir verdiği ancak Brongniart 1813 yılında öldükten ancak 12 yıl sonra, 1825 yılında inşası tamamlanan Brongniart Palace diğer adı ile ‘eski’ Paris Borsasının önündeyiz.

Artık bir konferans merkezi olarak kullanılan eski borsa binası bu sefer mazide kalan görevini geleceğe taşıyacak bir etkinliğe ev sahipliği yapacak; Paris Fintech Forum 2017.

25’ten fazla ülkeden, 130’dan fazla FinTech, 200’den fazla C seviye yönetici ve 1.500’den fazla kişinin katıldığı konferans için iki gün boyunca tüm katılımcılar finans ve bankacılık dünyasının geleceğine yön verecek finans teknolojilerini ve etkilerini konuşacaklar. FinTech İstanbul adına medya işbirliği ile katıldığımız etkinlik Fransa Finans ve Ekonomi Bakanı Michel Sapin’in açılış konuşması ile başlıyor.

Bir siyasetçiden beklenebilecek sınırların dışına çıkmamayı tercih eden Sapin iki önemli mesaj veriyor. Birincisi; Brexit sonrasında Avrupa Birliği’nin ve Euro bölgesinin avantajlarından faydalanmak isteyen tüm girişimleri, özellikle FinTech alanında, Paris’te kucaklamak istedikleri. İkincisi ise ödemeler ve bankacılık teknolojisi için Blockchain teknolojisinin farkında oldukları ve bu alanda yapılan çalışmaları destekledikleri. Elbette Sapin gelecek için beklentisini dile getirmekten de geri kalmıyor; “Yeni bir dönem başlıyor ve Avrupa Birliği bünyesindeki FinTech şirketleri için Paris önemli bir merkez olacak.”

Fransa Finans ve Ekonomi Bakanı Michel Sapin

Sapin’in geleceğe dönük beklentilerinin ne kadar gerçekleşeceğine biraz şüphe ile bakabiliriz zira konferansın ilk oturumlarında ortaya çıkan ana tema; FinTech kavramının artık bölgesel ve ulusal bir yapı olmaktan çıkıp küresel bir kavrama dönüşmesi.

İşlev neredeyse şirket orada

Kreditech CEO’su Alexander Graubner-Müller: “Ben bir Alman’ım ama şirketimiz Almanya’da değil. Yaptığımız işin niteliği nerede olmamızı gerektiriyorsa orada olmalıyız” diyor. Gençlere yönelik mobil hesap yönetim uygulaması sunan Loot isimli İngiltere merkezli şirketin 23 yaşındaki genç CEO’su Ollie Purdue: “Brexit için beklentim Avrupa Birliği içinde kalacağımız yönünde sonuç çıkmasıydı ama bu gerçekleşmedi, Şu anda şirketimizin yarısı diyebileceğimiz yazılım geliştirme ekibimiz Polonya’da ve hâlâ Avrupa Birliği içindeyiz diyebiliyoruz. İşimizi en iyi yönetebildiğimiz ve sürdürebildiğimiz yer neresi ise orada olmamız gerekir” diyor.

Ancak FinTech’ler için küreselleşmenin beraberinde getirdiği bir problem var; nitelikli insan kaynağına ulaşmak. Biz2Credit CEO’su Rohit Arora: “Yazılımcıları ve uzmanları elde tutmak çok güç. Sürekli yeni fırsatlar çıkıyor veya insanlar kendi işlerini yapmak istiyorlar” diyor. Müller bu noktada nitelikli yazılım geliştirici, veri analisti, regülasyon uzmanı bulmanın çok zor olduğunu hatta bu alanlarda uluslararası yeteneğe sahip insanların bulmanın bir kabusa dönüştüğünün altını çiziyor.

Tüm tespitlerden çıkan özet ise; FinTech’ler artık küresel bir vizyon ile büyümek zorunda ancak onları bekleyen ciddi kaynak sorunları ile yüzleşmek zorunda kalacakları.

Ancak ‘küreselleşme her zaman kaçınılmaz bir mecburiyet mi’ sorusunun kesin bir cevabı yok zira yeni kurulan FinTech şirketlerinin önünde, kendi başlarına büyümek yerine sermaye sorununu aşmak için bu güce sahip, bankalar veya finans kurumları ile işbirliği yapma seçeneği her zaman var.

Fidor’un CEO’su Matthias Kroener: “Büyük bankaların adım atmasının güç ve yapılarının hantal kaldığı alanlarda FinTech girişimleri çevik hareket kabiliyetine sahip. Bunun her zaman bir alıcısı var” diyor.

Pek çok kez cevaplanmış bir soru yine sahneye çıkıyor.

Peki, bankalar FinTech’ler için ne düşünüyor?

ING Hollanda Yenilikçilik Şefi Ignacio Julia Vilar şöyle diyor: “Başta güzel para kazanan bankalar FinTech şirketleri için ‘nereden çıktı bunlar’ diye düşündüler. Ancak daha sonra bunların potansiyelini anladılar.” Açıkçası bu tespitten hemen sonar kısa bir es verip, Temmuz ayında FinTech İstanbul’da yayınladığımız Bankacıların FinTech keder döngüsü isimli makaleye göz atmakta fayda var.

BBVA NDB İspanya Strateji Başkanı Beatriz Gimenez meslektaşı Vilar’a benzer şekilde bir fikrini paylaşıyor: “Biz FinTechleri rekabet edecek rakipler değil işbirliği yapacak ortaklar olarak görmek istiyoruz. Bunu söylerken sadece kâr artışı ve işbirliği ile diğer yapılara karşı rekabet gücünü odağımıza almıyoruz. Bu tarz işbirlikleri bizim kurumsal yapılarımız içindeki dijital dönüşümü de hızlandırmamızı sağlıyor.

Ancak bu işbirliği kolay bir süreç değil. Gimenez dört kişilik bir FinTech girişiminin odağında neyi başarılı yapacaklarının olduğunu ama işbirliği yaptıkları bankada görüştükleri 40 kişinin onlara nerede hata yaparak başarısız olacaklarını anlattığını aktarıyor.

Bu yaklaşımın değişmesi gerek” diyor küresel FinTech liderlerinden birisi kabul edilen Chris Skinner ve devam ediyor; “10 yıl öncesine göre bankalar ‘yenilikçilik’ (innovation) kelimesini 6 kat daha fazla kullanıyorlar. Öte yandan API (uygulama geliştirme arayüzü), mobil uygulama ve Analitik gibi konularda bir kaç bin dolarlık yatırım yapan herkes bu bankaların bahsettiği yenilikçiliğin içini doldurup onlara kafa tutabiliyor.”

Skinner’a göre artık finans ve bankacılık dünyasında aklımıza gelebilecek her şey birer API ile ulaşılabilir servise dönüşüyor: “Gözlerimizin önünde devasa bir sektör yenilikçi fikirleri üretmediği veya kullanmadığı takdirde bu fikirlerin araçlarına dönüşüyor.

Tüketiciler gerçek zamanlı hizmet istiyor

Tüketicilerin iletişimi gerçek zamanlı olarak gerçekleştirdiği bir dünyada aynı şeyi bankalarından bekliyor olması aslında anormal bir durum değil. Öte yandan gerekli güvenlik katmanları sağlandığı takdirde her tüketici, bankasının sahip olduğu finansal verilerini farklı bir servis sağlayıcıya rahatlıkla taşıyarak bundan katma değerli çözümler elde edebilmesine imkan sağlayan PSD2 düzenlemesi tüm AB’de kabul edilmiş durumda.

AB sınırları içinde faaliyet gösteren finans ve bankacılık kurumları ilk dönemlerinde FinTech şirketlerini anlamaktan aciz kaldılar ve düzenleyici kurumlara ‘barbarlar geliyor, bizi koruyun’ dediler” diyor Worldline İş Geliştirme Başkanı Gilles Grapinet ve devam ediyor; “Düzenleyicilerin buna tepkisi çok farklı oldu. Beklenenin tam aksini yaptı ve bankacılık sistemine ‘siz güçlenin veya yok olun’ diyerek barbarları kucakladı.

Tüm bu gelişmelere ve AB içinde milyarlarca dolarlık FinTech yatırımına rağmen bu yarışta daha önde giden bölgeler Avrupa’dan ve Amerika’dan çıkmıyor.

Gelişmekte olan ülkeler dalgası

Gelişmekte olan ülkelerin FinTech dalgası olarak isimlendirebileceğimiz bir durum söz konusu. Bu gün Asya, Hindistan ve Afrika yenilikçi finansal çözümler ve ürünler açısından akıl almaz bir hızla büyüyor. Alibaba’nın FinTech şirketi olan Ant Financial 2004 yılının Aralık ayında kuruldu. Şu anda 10 yaşında bile değil ancak 60 milyar dolarlık piyasa değeri ile dört tane Deutsche Bank veya iki tane Barclays ediyor.

Biz2Credit CEO’su Rohit Arora: “Asya Avrupa’nın asla yakalayamayacağı bir hızla büyüyor ve bu böyle olmaya devam edecek” tespitini yapıyor.

Elbette gelişmekte olan ülkelerde FinTech çözümlerinin çok başarılı bir dalga yakalamış olması dışarıdan gözüktüğü kadar kolay bir süreç te değil. Madalyonun bir tarafında bankacılık hizmetlerine ulaşamayan veya az ulaşan (unbanked, underbanked) kesimin büyüklüğü önemli bir potansiyel ancak insanların ihtiyacı olduğundan bile haberi olmadığı ürünleri onlara nasıl satacaksınız?

Hindistan merkezli Yes Bank Kıdemli Başkanı Ritesh Pai: “Çok temel ürünleri insanlara ücretsiz vererek işe başlamak lazım” diyor ve ekliyor; “Mesela iki gün süreli 5 dolarlık sigorta hizmetini daha sonar zenginleştirip satmak doğru bir yöntem.

Gelişmekte olan ülkelerin bir diğer potansiyeli ise yenilikçi ödeme çözümleri için düşük riskler ile uygulama geliştirmenin mümkün olması. Örneğin göçmenlere sağlanan ödeme kartlarına düşük bedeller yüklenerek göçmenlere finansal destek veriliyor ancak bu kartlar ile alkol veya ütün gibi ürünler satın alınamazken sadece gıda ve ilaç için harcanabiliyor.

Türkiye merkezli ödeme çözümleri şirketi iyzico’nun Kurucu Ortağı ve CEO’su Barbaros Özbugutu: “Türkiye gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler sınıflandırması için eşsiz bir ortam” diyerek Türkiye’nin bu noktadaki avantajına dikkat çekiyor ve ekliyor: “Hem dünyanın en gelişmiş finansal ödeme çözümlerine liderlik ediyoruz hem de hala gelişmekte olan ve bankacılık hizmetlerinden uzak bir nüfusumuz var.

FinTechler nasıl kabul görecek?

Konferansın genel akışında FinTech’lerin avantajlarından sürekli bahsedilirken üzerinde durulan bir diğer önemli nokta giderek kalabalıklaşan bu ekosistemde FinTechler için doğru iş modelini bulmak kadar kabul görmenin de zorluğu üzerine.

Splitit Başkanı Alon Fit: “Küçük şirketlerde genelde güven sorunu vardır. Müşteri güvenini kazanmak kolay değildir. Ancak görüyoruz ki niş işler yapan finansal şirketlere, özellikle gelişmiş ekonomilerde, tüketiciler şans vermek istiyor” diyor. Aynı noktaya dikkat çeken Barbaros Özbugutu: “Kabul görmek için doğru bir değer teklifi yapmanız gerekiyor. Doğru bir çözüm sunmanız gerekiyor. Kabul görmek sadece tüketici ile alakalı değil, Yerel regülasyona uyum da önemli. Örneğin PayPal çok güçlü ve başarılı olmasına rağmen Türkiye’de regülasyona uyum göstermediği için pazardan çekilmek zorunda kaldı” diyor.

Özbugutu’nun altını çizdiği bir nokta daha var: “Büyüme önemli. 18-24 ay ayakta kalıp zamana bağlı kabullenme aşamasını geçen firmalar daha sonra milyar dolarlık yola giriyorlar” ve büyüme için anahtar ipuçlarını veriyor: “Biz FinTech için başarıyı sadece teknolojide görmüyoruz. Düzenlemeler ve bunlara uyumluluk bu işin diğer iki önemli ayağı ve bunları da yönetmelisiniz” sonrasında ise vurucu bir noktaya dikkat çekiyor: “Gelecek 2-3 yıl içinde yeterince büyüyüp kabul gören ödeme şirketleri bankacılık lisansları için başvuru yapabilirler.” Bu bir resmi açıklama değil ancak iyzico’nun gelecek hedefleri için bir ipucu verdiği yorumunu yapsak herhalde yanılmış olmayız.

Başarılı bir FinTech şirketi kurup, kabul ettirmek ve büyütmek için Özbugutu’nun tavsiyeleri aspirin kadar öz ve güçlü.

iyzico Kurucu Ortağı ve CEO’su Barbaros Özbugutu ile konferans esnasında yaptığımız özel röportajı aşağıda izleyebilirsiniz.

Blockchain ve kripto para birimleri?

Sabah akşam aralıksız FinTech konuşulan bir konferans boyunca en az duyduğumuz kelimenin Bitcoin olduğunu söylesek herhalde şaşırırsınız ancak gerçek bu. Bu noktada Chris Skinner ilginç bir yaklaşım sunuyor: “TCP/IP başta sadece e-posta göndermek için geliştirilmişti ama bu gün internetin neye dönüştüğünü kendiniz görüyorsunuz. Blockchain için de aynı şeyi düşünmelisiniz. Neye dönüşecek şimdilik bilmiyoruz” ve sözlerine şöyle devam ediyor: “10 yıl içinde muhtemelen bu gün var olan Blockchain şirketlerinin yüzde 90’ı ölecek ama bu gün var olan bankaların tamamına yakını varlığını sürdürmeye devam edecekler. Blockchain pek çok yerde kullanılacak ama bunun farkında bile olmayacağız.

Kripto para birimleri ise konferansın üzerinde en az konuşulan konusuydu, kendilerine ait bir oturumları yoktu ve katılımcıların özellikle üzerine odaklandığı konular FinTech şirketlerinin mantığı, büyümesi, kabul görmesi, geleneksel finans ve bankacılık ile entegre olmaları ve işbirliği çevresinde yoğunlaştı.

Peki, ya gelecek?

Kapanış konuşmasında fikirlerini paylaşan iki kişiden birisi Santander Innoventures ortaklarından Pascal Bouvier oldu. Bouvier: “Her sektör dağıtım ve entegrasyon üstüne kuruludur. İnternet dağıtımın temellerini kökten değiştirdi. Şu anda finansal endüstride bunu tam görmedik ama çok yakında gerçekleşecek” diyerek kristal kürenin sisli ve puslu olduğundan dem vururken diğer konuşmacı olan Chris Skinner tek kelime ile finansın ve bankacılığın geleceğini özetledi: “tüm dünyanın gerçek zamanlı iletişim içinde olduğu bir çağda finansın kendisini yeniden keşfetmesi gerekiyor.”

Bankalar için bu hiç kolay bir yolculuk değil. Societe Generale CEO’su Frederic Oudea: “Bankların artık her şeyi IT oldu. IT olmadan bir bankayı hayal etmek mümkün değil. Personel giderinden çok IT gideri olan bankalar var. Bunu aşmanın ve maliyeti azaltmanın yolu yine IT’den geçiyor” diyerek bu macerada kilit noktalardan birisini paylaşıyor. Ancak geleneksel bankaların yenilikçi bankalara bakarak yapılarının temelinde köklü stratejik değişikliklere gitmesi çok mantıklı olmayabilir.

Bu yolculukta yenilikçi bir banka olan Atom Bank CEO’su Mark Mullen’e kulak vermek lazım: “Evet çok büyük yatırımlar alıyoruz ancak bunun bir bedeli ve riski var. Tüketici yeni bir şeye güvenecek mi? Yeni ürünler için davranışlarını değiştirecek mi? Datasını size verecek mi? Yatırımcıdan aldığınız 100 milyon dolar karşılığını bulacak mı? Biz yenilikçi bir banka olarak şube açmıyoruz ama burada eski bankalara da şube kapatın mesajını verdiğimizi düşünmüyoruz. Her bankanın hitap ettiği kesim ve müşteri kitlesi farklı yaklaşımlar gerektiriyor olabilir.”

Atom Bank CEO’su Mark Mullen

Bu noktada katmanlı bankacılık adı verilen bir yapı devreye giriyor; geleneksel bankaların kendi mevcut yapısını bozmadan yeni bir katman olarak yenilikçi çözümleri kurgulaması ve mevcut yapı ile ilişkilendirmesi.

Tam bu noktada Türkiye açısından sevindirici bir yorum yapmak mümkün. Türkiye’deki pek çok bankanın özellikle gençlere yönelik hizmet ve ürünlerinin geleneksel bankanın markasından neredeyse geri planda kaldığı şekilde sunulduğu yapılar ödeme teknolojilerinde küresel bir lider olan ülkemiz için sevindirici bir durum. Belki de bankalarımız bu stratejik yolu izlerken katmanlı bankacılık teriminin tam karşılığını ürettiklerinin farkında değillerdi ancak küresel bir alanda daha örnek oluşturdukları bir gerçek.

Konu akışından bağımsız olarak Paris Fintech Forum 2017’ye katılan 125’den fazla girişimin içlerinde çok yenilikçi fikirler olmasına rağmen pek çoğunun yaptığı işlerin Türkiye’de bankacılık sisteminin alışılagelen ürünleri olduğunu görmek de bizleri sevindirdi. Ancak küresel arenadaki oyuncular hızlı hareket ediyorlar. Bu sektörde tembellik ve rehavete kesinlikle yer yok.

Şu anda hiç birimiz geleceği bilmiyoruz, bildiğimiz şey; her zaman kaybeden ve kazananların olacağı bir süreç içinde olduğumuz. Bu süreçten zarar görmeden çıkmanın yolu ise hızlı, çevik ve adaptasyon gücüne sahip olmaktan geçiyor. Finansal kurumlar ne kadar çok deneyi ne kadar kısa zamanda yaparsa yaşama şansları ve sektörden aldıkları pay o kadar yüksek olacak.

Ahmet Usta – 30.01.2017

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avustralya, kripto para borsasını denetleyecek
Bitcoin
112 görüntüleme
Bitcoin
112 görüntüleme

Avustralya, kripto para borsasını denetleyecek

Erhan Kahraman - 20 Ağustos 2017

Avustralya hükümeti, sanal para birimlerinin ülke içindeki alım-satımını denetleyecek yeni yasal düzenlemelerini açıkladı. Ülke genelinde kara para aklama ve terör…

BSH Venture Forum, ev içi inovasyonun haritasını çıkaracak
Haber
157 görüntüleme
Haber
157 görüntüleme

BSH Venture Forum, ev içi inovasyonun haritasını çıkaracak

Erhan Kahraman - 19 Ağustos 2017

Ev ve mutfak teknolojilerinde, bağlantılı ürünler alanında değer üreten girişimler, BSH Venture Forum için kayıt yaptırabiliyor. BSH Home Appliances Group…

Paytm ve Amazon, Hindistan için ödeme projesi geliştiriyor
FinTech
134 görüntüleme
FinTech
134 görüntüleme

Paytm ve Amazon, Hindistan için ödeme projesi geliştiriyor

Erhan Kahraman - 18 Ağustos 2017

Ödeme sistemleri firması Paytm ve e-ticaret devi Amazon, kalabalık nüfusuyla dünya ticaretini şekillendiren Hindistan’a özel ödeme sistemleri projeleri geliştiriyor. Gerek…