Devie Mohan, uzun yıllardır endüstri devleri ve yeni girişimler çalışan bir FinTech pazarlama stratejisti ve araştırma profesyonelidir. Devie ile özellikle Türk bankacılık ve FinTech ekosistemi üzerine odaklanarak gerçekleştirdiğimiz röportajımızı aşağıda bulabilirsiniz.

*You may read the original English version of this interview here.

Temmuz 2015’te yazdığınız makale hâlâ güncelliğini koruyor. Türkiye’de bankalar hiç hız kesmiyor. Bu motivasyonun ve yenilikçiliğin arkasındaki temel unsurlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

2015’teki bu makalem Türkiye’de hala oldukça popüler ve paylaşılmadığı bir hafta yok. Bu gerçekten çok şaşırtıcı ve ben buna küçük “phoenix (Zümrüdü Anka)” yazım diyorum. Diğer blog yazılarım ile karşılaştırıldığında bu yazıyı farklı kılan şey tam olarak Türk bankacılık sisteminde olup biten ilginç yapıyı özetliyor aslında. Türkiye’deki tüketiciler sosyal medya kanallarını yoğun şekilde kullanıyor, bilgi ve verileri çevrimiçi paylaşma noktasında çekimser davranmıyor ve yeni dijital uygulamaları hızlı bir şekilde kabullenerek, benimsiyor. Ve daha da önemlisi, Türkiye’deki dijital bankacılık devrimi ile gurur duyuyorlar.

FinTech anlamında Türk bankalarından öğrenilmesi gereken bazı dersler olduğunu düşünüyor musunuz? Gelişmiş ülkelerdeki FinTech ekosistemlerine ne tür mesajlar veriyoruz?

Türk dijital bankacılık pazarı dünyanın geri kalanından tamamen farklı. Amerika ve Avrupa da dahil olmak üzere dünyanın geri kalanında geleneksel oyuncular FinTech’in yenilik hızına ayak uydurmak, yeni teknolojileri keşfedip kullanabilmek için İnovasyon bölümleri kurmak, FinTech girişimlerine yatırım yapmak, FinTech girişimleri ile işbirliği yapmak ve hackatonlar düzenleyerek, hızlandırıcı programlar oluşturmak zorunda kaldılar.  Türkiye’de bunlardan çok azını gördüm! Bunun arkasındaki en büyük nedeler ise devlet bankaları da dahil olmak üzere, geleneksel bankaların dijital kanalları her zaman kullanmış olması, sosyal medya tabanlı ürünler geliştirmesi, kimlik doğrulama ve KYC’ye (müşterini tanı, know your customer) uygun yeni teknolojileri çok hızlı, muhtemelen başka yerlerdeki FinTech girişimleri kadar hızlı, uygulamaya geçirme kabiliyetidir. Afrika ve Asya’daki yenilikçilik ise öncelikle geleneksel ve eski finansal hizmetlerin ötesine geçen mobil teknolojiler etrafında gerçekleşti; bu da bu gelişmelerin hâlâ Türkiye’deki bankacılık sistemi kadar iyi bir örnek olmadığı anlamına geliyor. Türkiye’deki bankaların bu kadar çabuk yeni teknolojileri benimsemeye istekli ve yetenekli olması, dünyadaki diğer bankalar için bir vaka çalışması olmalıdır.

Sizin bakış açınızdan, FinTech anlamında Türkiye’nin finans ve bankacılık ekosistemlerinde bir şeyler eksik olabilir mi? Türk bankalarının gözden kaçırdığı bazı fırsatlar olabilir mi?

Türk demografisi çok ilginç. Yakın tarihli bir BKM raporunda, nüfusun (80 milyon civarında) çoğunluğunun genç olduğu vurgulanıyor; bu durum Türk bankalarının ve FinTech şirketlerinin genç nesil için, dünyanın herhangi bir yerinde olduğundan çok daha büyük ölçekte, yenilikçi ürünler geliştirmek zorunda kaldıkları anlamına geliyor. Ve bankalar zaten bu pazarda oynamak için kendilerini geliştirmiş olduğundan, FinTech şirketlerinin bankalara yardımcı olabileceği bazı boş alanları değerlendireceğim. FinTech şirketleri tarafından doldurulabilecek bu boş alanları üç başlık halinde sınıflandırılabilirim:

(A) Mevcut bankaları daha iyi bir şekilde müşterilere sunmak: örneğin hizmet hızının arttırılması, hizmetlerin daha kişiselleştirilmiş hale getirilmesi, – müşteri verilerinden yola çıkarak müşterilere özel ürünlerin sağlanması ve genel olarak müşteri deneyiminin iyileştirilmesi.

(B) Yeni dijital kanallar ekleyerek, yeni ürün grupları ekleyerek, yeni hizmetler oluşturarak ve benzeri şekillerde bankaların çözümlerine yeni teklifler eklenmesi.

(C) Bankaların geleneksel olarak odaklandıkları dışında bütünüyle yeni pazarlara odaklanmak.

Türkiye’de en popüler FinTech yaklaşımları bu listelediğim üç başlıktan ilk ikisi etrafında yoğunlaşıyor ve bankaların mevcut müşterileri için hizmet deneyimini iyileştirirken, yeni müşteri kazanılmasına yardımcı oluyor.

Bilindiği gibi Türk bankalarında FinTech devriminin ruhu var. Öte yandan FinTech girişimleri ile hâlâ işbirliği yapmaları gerekiyor. Nasıl bir sağlıklı ilişki öneriyorsunuz?

Türkiye’de, pazar ortaklıkları yerine teknoloji ortaklıkları için FinTech girişimlerine bakmalarını öneririm. FinTech girişimleri, kimlik doğrulama teknolojileri, biyometri, makine öğrenmesi, kişiselleştirme ve benzeri teknolojiler için veri ve analitik konularında ilginç kullanım örnekleri sunuyorlar. Büyük bir nüfustan gelen talepleri karşılamak için ödeme çözümleri ve robo-tavsiye (robo-advise) teknolojileri için çeşitli fırsatlar olabilir.

Gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler için nakitsiz ekonomiler hakkında farklı hikayeler anlatıyorsunuz. Türkiye’nin bu konudaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kolombiya, Nijerya, İsveç ve Hindistan’da nakitsiz toplumlar hakkında değerlendirmeler yaptım; bu ülkeler bütünüyle farklı rotalar takip ettiler ve değişimi destekleyen demografik ve düzenleyici yapılar da bütünüyle farklıydı. Benim değerlendirmelerim nakitsiz yaşama giden çeşitli yolları ve ortaya çıkabilecek etkilerin farkını vurgulamaya odaklanmıştı. Türkiye, nakitsiz yaşama hazır olma noktasında İsveç ile Hindistan arasında bir yerde duruyor. Bir tüccarın ve hükümetin bakış açısından, İsveç’teki gibi iyi kurulmuş bir ödeme ağına, ayrıca Hindistan’daki gibi tüketici tarafından kabul gören uygulamalara, dijital ödeme kanallarına ve dijitalleşmeye hazır bir yapısı var. Türkiye’deki ödeme sistemleri şimdiden çok iyi durumda, iyi bir POS sistemi ağına, TROY ile ulusal bir ödeme sistemine ve şimdiden Eskişehir gibi fiziksel ödemelerin gündelik yaşamda en aza indiği örneklere sahip. Türkiye için birkaç yıl içinde, sürdürülebilir bir şekilde nakitsiz yaşama geçmek tamamen mümkün.

Ve nihayet İstanbul’un uluslararası bir FinTech merkezi haline gelmesinde en kritik faktörler nelerdir?

Günün sonunda bunun yolu iş birliklerinden geçiyor. İstanbul, Londra, New York ve Singapur gibi iyi kurulmuş FinTech merkezleri ile yakından çalışmalıdır. Kaynaklar, beceri ve bilgi paylaşılmalıdır. Türk vatandaşı olmayanların büyüleyici yeni girişimler yaratmak için kolayca İstanbul’a erişebilecekleri bir göç politikası gerekecek. İstanbul’da melek yatırımlarına kolaylıkla erişmek zorundayız, ancak risk sermayesi diğer şehirlerden de gelebilir. Bu boşluğun kısa sürede doldurulması gerekiyor. Kısacası; düzenleyici kurumlar, hükümet organları, inovasyon merkezleri, bankalar, yatırımcılar ve büyük şirketlerin bir araya gelmesi gerekiyor. İhtiyacınız olan tek şey bir başarı öyküsü ve sonra İstanbul küresel markasını kazanmış olacak.

Devie Mohan’ın kişisel blogunu ziyaret edebilir ve onu Twitter hesabından takip edebilirsiniz.