Profesyonel bir yönetim kariyerine sahip ve aynı zamanda London Bridge Project (LBP) Kurucu ve CEO’su Kemal Sidar ile LBP’nin faaliyet alanları ve FinTech dünyasının merkezi konumunda olan Londra’daki fırsatlara dair bilgiler aldığımız bir röportaj gerçekleştirdik.

Kendiniz, şirketiniz ve ürün/hizmetleriniz hakkında bilgi verir misiniz?

Endüstri yüksek mühendisiyim ve doktora çalışmalarıma halen devam etmekteyim. 2003 yılından beri profesyonel hayatın içinde olan biri olarak 2007 yılından beri de girişimci olduğumu söyleyebilirim. Şu anda kurucusu veya ortağı olduğum aktif durumda beş firma bulunuyor. Etkin Proje ile aktif şekilde Ar-Ge proje yönetimi ve Ar-Ge destekleri konusunda uçtan uca hizmet veriyoruz. Aynı zamanda Sn. Mehmet Ateş ile birlikte kurucu ortak ve benim yöneticisi olduğum; merkez ofisi Londra’da yer alan ancak Dubai, San Francisco ve İstanbul’da da ofisleri bulunan London Bridge Project (LBP) şirketi bir danışmanlık ve yönetim şirketidir.

LBP ile Analiz, Teşvik Planlaması, Pazar-Teknoloji Araştırması, Networking, Sunum ve Stratejiler, Uluslararasılaşma ve Yabancı Pazarda Yerelleşme başlıkları altında hizmetler sunuyoruz. Bu hizmetleri hem Türk hem de yabancı müşterilerimize başta Türkiye, İngiltere ve Amerika olmak üzere tüm AB ülkeleri ve MENA bölgesi için sağlamaktayız.

LBP bulunduğu ve hizmet verdiği pazarlardaki rakiplerinden farklı olarak müşterilerine ön-satış ve satış operasyonlarında da hizmet verebilmektedir. Özellikle yabancı yatırımcıların ülke risklerini yüklendiğimiz işbirliği modelimiz çok talep görüyor.

Türkiye ve İngiltere arasındaki ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son dönemde hem Türkiye’nin uğradığı uluslararası baskı hem de ilişkilerdeki bozulmalar hepimizin malumu. Bu sürecin oluşmasının nedenlerini; özellikle Türkiye’de yaşanan çok talihsiz darbe girişiminin ne kadar vahim olduğunun yurtdışından anlaşılamamasına ve hem bizim hem de AB’nin üst üste seçim atmosferine girmesine bağlıyorum. Hem AB için Türkiye hem de Türkiye için AB vazgeçilemez birer paydaş, pazar ve güvence mekanizmasıdır. Bu nedenle Kıta Avrupa’sı ile gerilen ilişkilerin kısa zaman içerisinde toparlanacağını umuyorum.

Öte yandan İngiltere – Türkiye ilişkileri belki de son yılların en pozitif ve üretken dönemini yaşamaktadır. Brexit sürecinin mevcut ilişkileri olumlu yönde tetiklemesinin ötesinde, İngiltere ve Türkiye arasında ciddi bir ticaret hacmi ve ikili ilişki yoğunluğu bulunmaktadır. Hatta İngiltere, Türkiye’nin yüklü bir oranda ihracat fazlası verdiği önemli bir pazardır. Ayrıca, Türkiye’de kurulu İngiliz sermayeli şirket sayısı toplam yabancı sermayeli şirketler içerisinde ilk 5’de yer almaktadır. Bu nedenle İngiltere, Türkiye için stratejik Pazar olma konumunu devam ettirmektedir.

Brexit sonrasında İngiltere’nin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunun Türkiye ile olan ilişkiler üzerinde bir etkisi oluyor mu? Olacak mı?

Şüphesiz ki Brexit’ten tüm dünya etkilenecektir! İngiltere gibi siyasetin, ekonominin ve popüler kültürün etkileşim merkezinde olan bir ülkenin, Avrupa Birliği gibi önemli bir aktörden ayrılma kararı alması demek tüm ülkelerin bu süreçten etkileneceği anlamına gelmektedir.

Öte yandan bu süreçte en karlı çıkabilecek ülkelerden birinin Türkiye olabileceğini düşünüyorum. Özellikle İngiltere’nin AB sonrası süreçte diğer AB ülkeleri ile ayrı ayrı ticaret anlaşmaları yapmak zorunda olması, serbest dolaşım ve çalışma iznine gelebilecek sınırlandırmalar ve İngiltere’den ayrılabilecek iş gücü ve entelektüel sermaye, Türkiye’nin yeni açılacak bu boşluklarda kendine sağlam yerler edinmesine sebep olabilir.

Hali hazırda zaten serbest dolaşım ve çalışma izni olmayan Türk profesyoneller, kendileri ile hemen hemen aynı duruma düşebilecek olan yabancı meslektaşlarının yerlerini kapabilir, Türk şirketleri AB şirketlerinin bıkabileceği boşlukları doldurabilir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken şimdiden uzaması mümkün görünen Brexit süreci içerisinde Türk şirketlerinin hızlı ve akılcı hareket etmesi ve enerjilerini doğru alanlara harcamasıdır. Özellikle ileri teknoloji alanında faaliyet gösteren şirketlerimiz bu süreçte çok daha şanslı olabilirler.

İngiltere açısından ise prosedürel olarak zorlu ve çatışmalarla dolu bir sürecin ilk adımları atılmış durumdadır. Haziran ayında yapılacak olan erken seçim sonrasında birçok stratejik ve regülatif değişiklik gündeme alınması gerekmektedir. Bu süreç ülkenin sürdürebilir büyümesi önünde riskler oluşturduğu için daha şimdiden serbest ticaret anlaşmaları konusunda adımlar atılmaya başlanmıştır.

Planlı ve öngörülü hareket eden bir ülke olan İngiltere’nin bu kadar önemli bir konuda masadan eli boş ve kaybetmiş olarak kalkacağını düşünmek saflık olur.

Röportaj: Kemal Sidar, London Bridge Project

Yurt dışında faaliyet gösteren bir şirket olarak bunun size ve müşterilerinize ne gibi avantajlar sağladığını düşünüyorsunuz?

Şirketimiz için bu sürecin birincil avantajı; Avrupalı rakiplerimizin bizim öteden beri yaşadığı sınırlamalar ve prosedürel zorluklara tabi olacak olmaları ve buna alışık olmamalarının getireceği zorlamaların yaratacağı stresten doğan motivasyonel kayıplar olacaktır.

Bir diğeri ise Türkiye’nin, İngiltere tarafından da stratejik ortaklardan biri olarak seçilmesi sayesinde Türk firmalarının yatırım yapmalarının daha kolaylaşması ve özendirilmesi olacaktır.

Son olarak Brexit sonrası İngiltere pazarından ayrılmayı veya operasyonlarını azaltmayı düşünen AB üyesi ülkelerin şirketlerin yaratacağı Pazar boşluğunu Türk şirketleri çok rahatlıkla doldurabilecektir. İlk projelerini bu sayede kazanabilecek olan şirketlerimiz, ürün ve hizmetlerde kaliteyi yakalamaları neticesinde çok daha hızlı İngiltere ve AB pazarında büyüyebileceklerdir.

Öte yandan Türkiye, sahip olduğu büyük potansiyeli maalesef çok az oranda kinetik enerjiye çevirebilen bir ülke! O nedenle birçok fırsatı yeterince ve hızlı bir şekilde kazanca ve kazanıma çeviremiyor. Bu nedenle en büyük endişem Brexit’in getirdiği fırsatların Türk firmaları tarafından yeterince anlaşılamaması ve bizim atmamız gereken adımları başkaları atarak, elimizden fırsatların kayıp gitmesi.

Bir önceki sorumuzun paralelinde Türkiye’deki ekosistemi ve fırsatları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye kendine has pazar dinamikleri olan ve kolay olan ile hızlı kazanımlar elde etmek yerine zor olanı başararak ilerlemeye çalışan bir ülke. O nedenle esasında çok fazla bir maddi kaynak dahi gerektirmeden doğru eğitim, yatırım ve odaklanma stratejileri ile sahip olduğumuz fırsatları büyük değerlere çevirebilecekken, mevcut ve potansiyel fırsatlara yeterince uzun vadeli yaklaşmadığımız için birçok treni kaçırıyoruz. Maalesef bu durum hem özel şirketlerde hem de kamuda bu şekilde cereyan ediyor. O nedenle gelişmiş ülkelerin sahip olmadığı bir şansa rağmen Türk şirketleri birçok katma değerli fırsatı ya görmüyor ya da yeterince hazırlanmıyor. Bu noktadan hareketle Türkiye’nin esas problemi fırsatlara sahip olmamak veya yeterince fırsat olmaması değil, bu fırsatların yeterince iyi değerlendirilmemesidir.

Genel olarak yükselen FinTech trendi ve Londra’nın dünyanın finans merkezi olması, London Bridge olarak verdiğiniz hizmetlere nasıl yansıyor? Bu alanda özel bir talep ve fırsat görüyor musunuz?

Merkezi İngiltere’de bulunan bir şirket olarak elbette Londra’nın sahip olduğu Fintech fırsatlarına sırt çevirmek asla mümkün değildir. Bu noktada bizim “Fintech Bridge” isimli ayrı bir dikey hizmet paketimiz ile hem bize gelen talepleri yanıtlıyor hem de özellikle Türkiye pazarında faaliyet gösteren Fintech şirketlerine yönelik bilgilendirme ve pazarlama faaliyetlerinde bulunuyoruz.

Özellikle İngiltere pazarının sadece İngiltere’den oluşmaması, İngiltere üzerinden AB, Amerika, Afrika ve Uzakdoğu Fintech pazarlarına doğrudan erişim imkanlarının bulunması bizim Fintech şirketlerimiz için eşsiz fırsatlar sunuyor. Bununla birlikte Londra’da sadece Fintech özelinde yatırım hizmeti veren 200’den fazla fon bulunuyor olması işin başka bir cazio noktasıdır.

Tüm bu fırsatlarından Türk şirketini haberdar etmek, ürünlerini ve hizmetlerini analiz ederek en doğru zamanda en doğru şekilde uluslararası pazarlara açılmalarını sağlamak üzere Fintec Bridge hizmetimiz kapsamında birebir danışmanlık ve yönetim hizmetleri vermekteyiz. Ayrıca bu alanda işbirliği içerisinde olduğumuz dernek ve STK’lar ile çeşitli etkinlikler ve ticari heyetler organize ediyoruz.

Röportaj: Kemal Sidar, London Bridge ProjectLondra merkezli yabancı şirketlerin Türkiye için ilgisi nasıl? Türkiye’nin finans ve bankacılık sektörü çekici geliyor mu? Nasıl değerlendiriyorlar?

İngiltere merkezli şirketlerin ve fonların Türkiye’nin Fintech potansiyelinden ve yatırım fırsatlarından tam olarak haberdar olduklarını söylemek çok mümkün değildir. Uluslararası standartlara uygun ve teknoloji olarak birçok gelişmiş ülkeden dahi önde olan Türkiye bankacılık ve finans sektörü, en az Türk şirketleri için İngiltere pazarının önemli olması kadar önemlidir.

Elbette geçmişte birçok doğrudan alım ve yatırım gerçekleştirilmiş olsa dahi bizim de bilfiil gerçekleştirdiğimiz gibi tüm Türk Fintech ekosistemi oyuncularının Türkiye’deki fırsatları daha fazla ve daha yüksek sesle anlatması ve çeşitli etkinlikler ve workshoplar ile potansiyel yatırımcılara daha sık ulaşması gerekiyor.

Öte yandan LBP olarak yabancı yatırımcılara sunduğumuz ülke riskini üstlenen iş modelimiz sayesinde bizim portföyümüzde yer alan fon ve yatırımcıların genel duruma göre Türkiye pazarına daha yakından ilgili ve girişken olduğunu söyleyebilirim.

FinTech özelinde şirketlere ve girişimlere ne gibi tavsiyeleriniz olur? Bu noktada özellikle yurt dışı açılımı konusunda önerileriniz olur mu?

Yurtdışı pazarlara açılacak olan Fintech şirketleri için ilk ve en önemli önerim analiz aşamasında işi sıkı tutmaları olacaktır. Birçok şirket anlatılanların ve fırsatların büyüsüne kapılarak ciddi zaman ve para kaybına uğruyor. Hangi pazara, ne tür bir açılım yapılmasını gerektiğini bilmemek ve özellikle Pazar araştırma raporu ve doğru bir networking imkanı olmadan hareket etmek başarıyı şansa ve mucizelere bırakır.

Fintech konusunda bulunulması gereken en önemli pazarın İngiltere pazarı olduğuna inanıyorum. Az öncede belirttiğim gibi İngiltere pazarındaki olası bir başarı hikayesi sizi tüm dünya pazarlarına çok daha hızlı taşıyacaktır.

www.londonbridgeproject.com adresinden şirketimiz hakkında daha detay bilgi edinebilirsiniz. Bana ulaşmak istenler ise [email protected] adresi üzerinden iletişime geçebilirler.


Etkin Proje Yönetici Ortağı ve London Bridge Project Kurucu ve CEO’su Kemal Sidar Hakkında

Kemal Sidar lisans eğitimini 2003 yılında Yeditepe Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Sistem Mühendisliği bölümünde tamamladıktan sonra yüksek lisansını Marmara Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mühendislik Yönetimi alanında yaptı. Doktora çalışmalarına Gebze Teknik Üniversitesi’nde devam etmektedir.

Çalışma hayatına 2003 yılında proje yöneticisi olarak başladıktan sonra sırasıyla Teknoloji Holding ve Doğan Holding’te çeşitli yöneticilik görevlerinde bulundu. 2007 yılında Etkin Proje’nin kurucu ortağı olarak yeni kariyerine adım attı.

2017 yılından İngiltere’de London Bridge Project isimli şirketi kuran Kemal Sidar, o tarihten itibaren profesyonel çalışma hayatına İngiltere, Londra’da devam etmektedir. Şu anda hem Etkin Projedeki hem de London Bridge Project şirketindeki görevlerine aktif olarak devam etmektedir.

2003 yılından bugüne çok sayıda Ar-Ge projesine imza atmış, danışmanlık yapmış, eğitim vermiş, çeşitli ödüller almıştır. 2007 yılından itibaren 350’den fazla Ar-Ge projesinde aktif olarak yer almış, 45 Ar-Ge Merkezi kurmuş ve yüzlerce profesyonele eğitim veriştir. Bu çalışmaların yanı sıra 95’den fazla üniversite-sanayi işbirliği projesinde aktif rol almıştır.

Ar-Ge, proje yönetimi, inovasyon, ulusal/uluslararası Ar-Ge fonları, uluslararası ticaret ve yatırım, teknoloji ve inovasyon projeleri konusunda uluslararası uzmanlığı bulunmaktadır.

Farklı dernek ve sivil toplum kuruluşları çatısı altında mentorluk faaliyetleri yürütmüştür.

Çok iyi derecede İngilizce bilmektedir.

Bugüne kadar 100’dan fazla kurumu ve yüzlerce profesyonele Ar-Ge Proje Yönetimi konusunda eğitim vermiştir. Verilen eğitimlerin ana konu başlıkları şunlardır;

  • Ar-Ge Metodolojisi
  • Ar-Ge Proje Yönetimi
  • Ar-Ge Teşviklerine Yönelik Proje Hazırlama
  • İnovatif Şirket Olma Sırları

Etkin Proje Hakkında

Etkin Proje, Ar-Ge proje yönetimi ve Ar-Ge destekleri konusunda uçtan uca hizmet veren bir mühendislik ve danışmanlık firmasıdır. Şu anda 75’den fazla Ar-Ge Merkezi kurulumu ve operasyonu, 1000’den fazla başarılı Teydeb projesi, 40 kişilik mühendislik ekibi, Türkiye’nin farklı bölgelerinde ama 4’ü de teknokentler bünyesinde yer alan 5 ofisi ve birçok ödülü ile Türkiye’nin lider şirketidir.

Etkin Proje olarak Ar-Ge/Tasarım Merkezi kurulumu, Ar-Ge teşvikleri (Teydeb, Kosgeb, Ab vb.), Teknokentler, Üniversite-Sanayi işbirliği, mühendislik ve proje yönetim hizmetleri gibi içerisinde Ar-Ge yer alan her konuda hizmet verebiliyoruz. Özellikle mühendis ekibimizin katkısı ile birçok Ar-Ge projesinin başlatılmasına doğrudan biz ön ayak olabiliyoruz. Ayrıca yönetimini ve/veya danışmanlığını üstlendiğimiz 7 TTO ile de üniversite-sanayi işbirliğinde ciddi hizmetlere ve başarılara imza atıyoruz.

London Bridge Project Hizmet Detayları

Analiz: Birçok şirket potansiyel olarak yurtdışı pazarlara açılabilecek durumda olmakla birlikte işin realizasyonu aşamasında ihtiyaç duyulacak olan donelere sahip değildir. Analiz aşaması o nedenle önemlidir. Analiz aşamasında şirketin İngilizce ürün manuellerinden sitesine, hukuki durumundan sermaye yapısına, insan kaynağından pazarlama planlarına, fikri mülkiyet haklarından yetkinliklerine kadar birçok farklı parametrenin değerlendirilmesi ve bu değerlendirmeler sonucunda da bir yol haritası ile kritik aşama planlaması yapılması gerekmektedir. Bugün çok nitelikli yazılım ürünleri olup, daha İngilizce web sayfası bulunmayan, ürünlerinin kullanıcı dokümanları oluşturulmamış şirketler bulunmaktadır. Henüz daha bu ilk aşama eksikleri dahi tamamlamadan uluslararası operasyon aşamasına geçmek ciddi zaman ve para kaybına ve çeşitli hayal kırıklıklarına neden olabilir. Analiz aşaması ile işin şansa bırakılmasının önüne geçilmiş olur.

Teşvik Planlaması: Türkiye, hem yatırıma, hem Ar-Ge’ye hem de ihracata verdiği teşvikler ile dünyanın sayılı ülkeleri arasındadır. Özellikle Ar-Ge ve ihracat teşvikleri Türk şirketlerinin Türkiye operasyonları ve yabancı pazarlara açılırken karşılaşacakları maliyetlerin azaltılması için çok önemlidir. Bu sayede üretim ve geliştirme maliyetleri düşerken, daha rekabetçi hale gelebilirler. Ar-Ge teşviklerine ek olarak ihracat teşvikleri de ciddi finansman avantajı sağlamaktadır. Uçak biletinden Pazar araştırmasına, ofis masraflarından pazarlama masraflarına ve hatta olası şirket alımlarına kadar birçok gider milyon dolarlar seviyelerinde hibe teşvikler ile desteklenmektedir. Bu destekleri kullanmak zaten yapılacak olan masrafların azaltılmasına ve birim zamanda daha fazla iş yapılmasına imkân verecektir. O nedenle yurtdışı operasyondan bir adım önce teşvik planlamasının yapılmış olması gerekmektedir.

Pazar-Teknoloji Araştırması: Maalesef Türk şirketlerinin pazar araştırması yaklaşımı Google birinci sayfadan öteye gitmemektedir. Oysa sadece rakiplerin web sayfalarına bakmak demek karanlıkta mum ışığı ile yol bulmaya benzer. Yurtdışına açılacak olan bir şirketin güçlü bir fenere ve 360 derece görüş açısına ihtiyacı vardır. O nedenle regülasyonlar, fikri mülkiyet hakları (FMH), kullanıcı deneyimleri, teknik karşılaştırmalara kadar birçok parametreyi baz alacak olan pazar araştırmalarının yapılması ve ona göre ürün süreçlerinin yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle FMH detaylarını ve pazar alışkanlıklarını bilmeden satış sürecine gitmek ciddi efor kaybına neden olabilir.

Networking: “Know-How” kadar önemli başka bir konu ise “Know-who’dur.” Doğru kişiye, doğru zamanda, doğru projenin sunulması başarının anahtarı olacaktır. Aksi takdirde işimiz şansa ve denemeye kalır. Bu da ancak istisnai durumlarda başarı getirir. O nedenle projenin, şirketin veya fikrin kime, nasıl ve ne zaman sunulacağı üzerine çalışılması gerekmektedir. Örneğin sadece İngiltere’de 400’ün üzerinde yatırımcı grubu bulunmaktadır. Yabancı bir pazarda faaliyet göstermeden önce networking konusunda çalışmalara başlanılması ve harcanacak olan zamanın optimize edilmesi faydalı olacaktır.

Sunum ve Stratejiler: Türk şirketleri de “ambalaj” konusunda pek başarılı değildir. Neyi sattığınız kadar, nasıl sattığınız da önemli olduğu için ürününüzün ve şirketinizin sunumlarının ve bunun arkasında da stratejilerinin tam ve etkileyici olması gerekmektedir. Çok güzel bir projeyi yanlış bir sunum ile başarısızlığa mahkûm etmek mümkündür. Müşteri veya yatırımcının radarında olmayan bir strateji ile pazara açılmak da başarısızlık getirecektir. O nedenle uluslararası pazara açılacak olan şirketlerin tek ve sabit bir sunum yerine, karşısındaki muhataba göre değişken ve etkileyici sunum ve stratejilere ihtiyacı vardır.

Uluslararasılaşma: Bu aşama şirketin yabancı pazarlara açıldığı ancak operasyonlarını halen Türkiye’den yönetmeye başladığı aşamadır. Bu noktada özellikle şirket adına müşteri görüşmeleri yapabilecek, ön-satış ve satış işlemleri gerçekleştirebilecek, ürün sahibi ile rekabet etmeyecek ve teknik altyapıya sahip aracı kurumlar ile çalışmak oldukça verimli olacaktır. Özellikle İngiltere gibi büyük pazarlarda ilgili ülkede konuşlu temsilcilerin bulunması hem yabancı müşteriler tarafından tercih edilmekte hem de operasyonel kolaylık sağlamaktadır. Bu sayede ilk günden bir yapılanmanın getireceği ek maliyetler ve hukuki zorluklardan da kaçınılmış olunacaktır.

Yabancı Pazarda Yerelleşme: Yabacı pazarlara açılmada ilk akla gelen yurtdışında bir ofis açmak olmakla birlikte aslında bu son aşama ve olgunlaşması gereken bir sürecin son adımıdır. Bu aşamada ofis açılmadan önce istihdam maliyetleri, yerel teşvikler, vergi ve muhasebe sistemi, hukuk sistemi ve vize işlemleri ile ilgili ön çalışma yapılması ve özellikle yer seçiminde maliyet, istihdam kolaylığı ve teşvik üçgenine dikkat edilmesi gerekmektedir. Ulusalararası pazarlarda açılacak ofislerin satış, pazarlama ve ilk seviye teknik destek olması ve esas geliştirmenin yine Türkiye’de yapılması hem stratejik hem de finansal olarak avantajlar yaratacaktır.