FinTech İstanbul Londra temsilcisi Aylin Alkan Türkiye Kurumsal Yatırımcı Yöneticileri Derneği‘nin yayınladığı Kurumsal Yatırımcı isimli derginin Ocak 2018 sayısı için portföy yönetiminde dijital teknolojilerin etkisini değerlendiren bir makale kaleme aldı.

Dijitalleşme zaman içinde hem müşteri ihtiyaçlarını, hem de beklentilerini değiştirmeye başlıyor, bu da portföy yönetimi şirketlerini zorunlu bir değişime sokacak gibi görünüyor.

PriceWaterhouseCoopers, üç yıl önce yayınladığı “Asset Management 2020: A Brave New World” çalışmasını 2017 yılında yeniden yayınladığı rapor ile revize etti. 2014 yılında yayınladığı raporda, portföy yönetimi kapsamına girecek varlık tutarında hızlı bir büyüme beklediğini ifade eden PwC, oyunu değiştirecek birtakım gelişmelerle birlikte sektörün dramatik bir değişime uğrayacağını öngörüyordu. 2017 yılında yayınladıkları yeni “Asset Management 2020: Taking Stock” adlı raporlarında daha önceki öngörülerinin devam ettiğini ancak birtakım rakamsal öngörülerinde ciddi revizyona gittiklerini görüyoruz.

Rapordaki rakamlara baktığımızda, dünyada portföy yönetimi kapsamına girecek varlık tutarında artışın tüm hızıyla devam ettiği ve 2020 yılında bu rakamın günümüze göre çok daha fazla artacağını görebiliyoruz. Portföy yönetimi kapsamına giren varlıklar arasında emeklilik fonları, sigorta şirketleri, ulusal varlık fonları, üst ve yüksek gelir grubuna ait gerçek kişilerin varlıkları dikkate alınıyor.

2020 yılında bu başlıklar altında toplam tutarın $284 trilyon olacağı tahmin ediliyor. Bu rakam 2015’e göre % 41’lik bir artışı işaret ediyor ki bu kalemler içinde en hızlı yükselen “yüksek gelir grubundaki gerçek kişilerin” varlığındaki artış olacak. Son dönemde, küresel anlamda yatırım fonu pazarına baktığımızda, portföy yönetim şirketleri ve bankaların bu tutardan daha fazla pay alabilmek adına teknolojiden destek aldıklarını ve bu konuya ciddi yatırımlar yaptıklarını görüyoruz.

Teknoloji kullanımı portföy yönetimi için neden kritik?

Portföy yönetim şirketlerinin teknolojiyi hangi alanlarda kullandığına bakarsak, ağırlıklı olarak yatırım aşamasında ve sonrasında data ve risk yönetimi, portföylerin optimizasyonu, servis modelleri ve raporlaması alanlarında kullandığını görüyoruz. Bu alanlarda teknoloji, riskleri minimize ederken, şirket içinde zaman tasarrufu sağlıyor, analiz ve raporlamayı daha detaylı ve verimli kılıyor. Burada portföy yönetim şirketleri ve portföy yöneticileri teknolojinin avantajlarından faydalanırken, iki ana noktaya daha fazla önem göstermeli. Bunlardan biri yapay zeka (Aİ) diğeri ise dijitalleşme.

Yapay zekanın gün geçtikte sektörün dinamikleri arasına girdiğini ve sektörün geleceğini şekillendireceğini gözlemliyoruz. Rutin analizlerin ve raporlamaların dışında, özellikle yatırım kararlarını alan makineler maliyetleri hızla aşağı çekerek, daralan kar marjları sorunu yaşayan portföy şirketlerini rahatlatacak. Bunun sonucunda aktif yönetim yapan “insan” fon yöneticileri ne yapacak? Eski usul analizler ve çalışma tarzıyla makinelerle yarışmaları çok mümkün olmadığından, yarattıkları katma değeri gösterecek yeni yollar bulmak zorunda kalacaklar. Böylelikle yapay zekayı yani akıllı teknolojiyi kendi yatırım kararlarını destekleyecek şekilde hibrid olarak kullanma yoluna gidecekler.

Buradaki bir diğer risk ise portföy yöneticilerinin teknolojiyi gerektiği kadar takip edip etmemeleri. Sektörde konuşulan, portföy yöneticilerinin teknolojik gelişmelerden geri kaldığı ve birçoğunun henüz blockchain’in dahi nasıl çalıştığını ve avantajlarını bilmediği yönünde.

Dijitalleşme ise zaman içinde hem müşteri ihtiyaçlarını, hem de beklentilerini değiştirmeye başlıyor, bu da portföy yönetimi şirketlerini zorunlu bir değişime sokacak gibi görünüyor. En çok varlığının artacağı beklenen “yüksek gelir grubu müşteriler”, şu anki “millennial” yani Y kuşağı müşterilerdir. 1980 ve 2000li yıllarda doğan bu nesil, gelecekte ciddi varlıkların sahibi olacak. Onlara geleneksel portföy dağılımları ve fon çeşitleri yetmeyecek, daha çeşitlendirilmiş, teknolojiye yatırım yapan ya da sosyal sorumluluk öğeleri taşıyan fonlara yatırım yapmak isteyecekler. Sadece fon getiri ve içerdiği risk türüne göre değil, daha farklı ve duygusal kriterlere göre seçilmiş kişisel fon portföylerine yatırım yapmak isteyecekler. Dolayısıyla şu anda ideal yapı gibi görünen, insan makine birleşimi bir hibrid yapıdan çıkan yatırım kararları, onların yatırım yapmalarını olumlu etkileyeceğe benziyor.

Hız, maliyet gibi konuları önemsediklerinden, düşük maliyetli kişiselleştirilmiş portföy öneri ve platformları onlar için kullanışlı ve cazip yatırım alternatifleri olacak. Bu tür kişiselleştirilmiş otomatize öneriler için emeklilik fonları çok önemli bir fırsat ve hem yatırımcısına hem de emeklilik şirketlerine oldukça katma değer sağlamaya başladı bile. Sonuç olarak, görülüyor ki değişen teknoloji ile portföy yönetimi endüstrisi için değişim kaçınılmaz. Bu değişimleri vaktinde görüp teknolojiden maksimum faydalanacak portföy yönetim şirketleri, pazarın büyümesinden ve yukarıda saydığımız diğer gelişmelerden çok önemli fırsatlar çıkarabilir.

Symrna Capital LTD‘in Londra ortağı ve İngiltere merkezli UKbasecamp’in FinTech mentoru olarak çalışan Alkan, piyasalar, perakende bankacılık, fon yönetimi, yatırım bankacılığı ve varlık yönetimi alanlarında 22 yılı aşkın deneyime sahip. Türkiye’de son 15 yıl uluslararası bir bankada varlık yönetimi alanında iş geliştirme, satış ve pazarlamadan sorumlu direktör olarak çalışan Aylin Alkan, Türk bankacılık sektöründe kamu ve özel sektör ile çalışıp, melek yatırımcı konseptini yaratan ilk ve tek projenin lideri oldu. Türkiye’de “iş melekleri ortak yatırım fonu’ kurmak için çalışan ilk gruba liderlik eden Alkan, TEB melek yatırımcı kulübünün akredite üyesidir. Evli ve iki çocuk annesi olan Aylin Alkan, Londra’da yaşıyor.