Alman Federal Bankalar Birliği’nin (bankenverband) uzun zamandır üzerinde çalıştığı Dış Kaynak Kullanımı Kılavuzu dün görücüye çıktı. Seçkin banka ve FinTech şirketlerinin de katılımıyla hazırlanan Kılavuz, FinTechler ve bankalar arasındaki iş birliklerinde kullanılmak için aranan yasal gereklilikleri açığa kavuşturarak, entegrasyon sürecinde tarafların karşısına çıkabilecek zorlukları çözmeyi hedefleyen yeni bir iş birliği modeli öneriyor. Bu modelin operasyonları kolaylaştırması ve ayrıca piyasaya sunum süreçlerini hızlandırması bekleniyor.

Banka ve FinTech iş birliklerinin genel olarak beraberinde zorlu bir süreç getirdiği gözlenmekte. Ayrıntılı ve anlaşılması zor sözleşmelerin imzalanması uzun bir entegrasyon sürecinin başlaması demek ki bu süre, her şeyin planlandığı şekilde gitmesi halinde bile iki yıla yakın sürüyor. Bu süreci daha iyi görselleştirebilmek için geleneksel bir Matruşka bebeğini göz önüne getirmemiz yeterli olacaktır; katmanlar açıldıkça ortaya çözülmesi gereken daha fazla düğüm çıkmakta.

FinTechler, bankalar ile görüşmelere başladıkları zaman (ileride kendilerini bekleyen yasal zorunluluklardan habersiz bir şekilde) genelde ürünü piyasaya en hızlı şekilde sürmenin yollarına odaklanıyorsa da uygulamada bu amacın bankaların uzun karar alma ve due diligence süreçleri ve de yasa koyucularla masatenisi tarzında ilerleyen görüşmelerden dolayı sekteye uğradığı ve geciktirildiği gözlemlenmektedir. Kılavuz’da da vurgulandığı üzere: “…Bankalar ve FinTechler arasındaki iş ilişkisi ve ilgili dış kaynak kullanımı hususları, klasik dış kaynak kullanımına nazaran daha dinamik bir yapıya sahiptir… Bankalar ve FinTechler arasındaki iş birlikleri kapsamında ortaya çıkan en büyük zorluklardan birisi, bankanın katlanması gereken risklere nazaran orantısız şekilde fazla olan koşulların FinTechler tarafından yerine getirilmesinin beklenmesidir“. Uygulamada bankaların risk değerlendirme süreçlerinin gerektiğince şeffaf olmadığı durumlara yaygın olarak rastlanmaktadır ve bu sebeple; süreçte FinTechler için iş birliği ile beklenen faydaların bürokrasi maliyeti ile karşılaştırması gerekliliği doğmaktadır. Haliyle; bankaların özel amaca mahsus ve kişiselleştirilmiş uygulamalarının süreçleri standartlaştırmayı zorlaştırdığını söylemek çok da yanlış olmayacaktır. Sonuç olarak madalyonun iki yüzünü de göz önünde bulunduran standart kurallara piyasada uzun zamandır ihtiyaç bulunuyor.

Alman Federal Bankalar Birliği iş birliği modeli, piyasaya dış kaynak kullanımından kaynaklanabilecek riskleri tam olarak hesaplayan bir araç takdim ederek bankaların güvencesini artırmayı hedefliyor. İlk bakışta, 18 farklı sorudan oluşan bir soru kataloğuna verilen cevaplar üzerinden sistemik risk değerlendirme metodu geliştirdiği tespit edilen iş birliği modeli, işletme devamlılığı, yasal gereklilikler, banka ve FinTech açısından hizmetlerin tanımlanması ve ayrıca bilgi güvenliği konularını temele oturtacak bir prototip şekilde tasarlanmış. Soruların cevaplarını risk ve etki koordinatlarından birisi altında kategorize eden modelin uygulanması sonucunda iş birliğine belirli hususlarda uygulanabilecek bir risk/etki skoru tespit ediliyor ve buna bağlı olarak söz konusu iş birliği, önceden belirlenmiş dört risk olgunluk katmanından birisinin altında sınıflandırılıyor.

Dış Kaynak Kullanımı Kılavuzu, yukarıda bahsedilen modele ek olarak bankalar ve FinTechler için pratik tavsiyelerde de bulunuyor. Bankalara deneme sürecinde bankanın tüm ilgili fonksiyonlarını sürece dahil etme, sürecin kişiselleştirilmesi için fırsat yaratma ve sürekli gözetim tavsiyelerinde bulunan Kılavuz; FinTech şirketleri ise kendi yasal yol haritalarını çizmeleri, iş birliği kapsamında öz değerlendirmede bulunmaları ve (kendi bankacılık lisanslarını alma kapsamında) geleceğe dair planlamalar yapmaları konusunda teşvik ediyor.

Şüphesiz ki bu modelin geliştirilmesi ve test edilmesi, modelin icrası ve piyasanın tamamı tarafından kabul edilmesi yönünde atılan ilk adımdı. Uygulama sonrasında toplanması muhtemel ilk parti geri dönüşler beklenirken, Alman Federal Bankalar Birliği tarafından hayata geçirilen bu inisiyatifin şimdilik olumlu şekilde yorumlanması yerinde olacaktır. Ayrıca, inisiyatifin diğer start-uplar ve kurumsal şirketler arasındaki farklılıkların azaltılması ve taraflar arasındaki iş birliğinin artırılması için aktif olanaklar yaratılması konusunda, diğer şemsiye kurumlara ilham vermesini umuyoruz.

Dış Kaynak Kullanımı Kılavuzu’nun tam metnine linke tıklayarak ulaşabilirsiniz (sadece Almanca olarak mevcut). Yazıda bahsi geçen Excel Model ise talep üzerine Alman Federal Bankalar Birliği’nin üyelerine gönderilmektedir.

Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Ş. Elif Kocaoğlu Ulbrich, Galatasaray Üniversitesi’nden Özel Hukuk ve WHU – Otto Beisheim School of Management’tan İşletme Yüksek Lisans derecelerine sahiptir ve ilaveten Jean Monnet, Joachim Herz Stiftung bursiyeridir. İstanbul ve Ankara’da muhtelif uluslararası hukuk bürolarında altı seneden fazla avukat olarak çalıştıktan sonra, Denizbank A.Ş. ile başlayan bankacılık ve finans kariyerine 2013 itibariyle Hamburg ve daha sonra Berlin’deki FinTech startuplarında iş geliştirme, proje yönetimi, FinTech regülasyon ve lobi faaliyetleri alanlarında uzmanlaşarak devam etmiştir. FINTECH Circle ve Wiley iş birliğiyle 2020’de yayımlanması beklenen The PAYTECH Book kitabında eş yazar olan Kocaoğlu Ulbrich, halihazırda Berlin merkezli bir ING Bank FinTech girişiminde iş geliştirme bölüm yöneticisi olarak görev yapmakta ve aynı zamanda FinTech ve regülasyon konulu yayın çalışmaları yürütmektedir.