Singapur’da gerçekleşen ve tam bir hafta süren Singapur Fintech Festival, tüm dünyadan küresel bankacılık ve finans sektörünü aynı zamanda teknoloji devlerini ve devletlerin ilgisini üstüne çekmeyi başardı. Okuyucularımız için gittik, gördük ve özetledik.

Singapur güneydoğu Asya’da, Malay Yarımadası’nın güney ucunda, ekvatorun 137 kilometre kuzeyinde yer alan bir ada ülkesi, 5,5 milyon nüfusu ile dünyanın az sayıdaki şehir devletlerinden birisi. Aynı zamanda Türkiye vatandaşlarından vize istemeyen nadir ülkeler arasında. Türk Hava Yolları veya Singapur Hava Yolları, yaklaşık 11 saat süren bir yolculuk ile, Singapur’a doğrudan uçuyor. Hava alanından dışarıya adım atar atmaz, Ekvator’a olan yakınlığı nedeniyle yılın 365 günü değişmeyen ortalama 30 derece sıcaklığında bir hava ve yüzde 80 oranında nem ülkenin iklimi hakkında gerekli en temel bilgiyi yüzünüze çarpıyor. Türkiye’den 5 saat önde ilerleyen saat diliminin (GMT+8) farkını ise ilk gece sonrasında uyanıp sabah saatlerini uykudan kurtulmak için bol bol kahve içerken ve akşam erken saatlerde gelen uykunuz ile birkaç günde atlatıyorsunuz.

Singapur’u bizler için alışılması güç saat farkı ve iklimine rağmen çekici kılan sadece turistik bir merkez mi olması? Elbette hayır. Çalkantılı işgaller ve sömürgecilik süreçleri ile dolu tarihine rağmen 1965 yılında tam bağımsızlığını kazanan Singapur aradan geçen 54 yıla rağmen; eğitimde, kişi başına düşen gelir seviyesinde, yaşanabilir şehirler endekslerinde dünyanın en ileri ülkelerinden birisine dönüşmeyi başarmış. Bizi buraya çeken ise her sene gerçekleşen tam bir hafta boyunca süren ve sadece finansal teknolojilere odaklanan Singapur Fintech Festival.

Singapur, Deloitte ve Küresel FinTech Merkezleri Federasyonu tarafından 2017 yılında yapılan Küresel Fintech Merkezleri araştırmasında Londra ile birlikte dünyanın en gelişmiş iki Fintech merkezinden birisi seçilmeyi başarmıştı. Bu üstünlüğünü aradan geçen yıllara rağmen ekosistemini koruyarak hatta büyütmeyi başararak sürdürdü. Bu başarının arkasında ülkedeki güçlü yasal düzenlemeler ve bu düzenlemeler ile birlikte Singapur’un küresel bankacılık ve finans şirketleri için Asya’daki merkezleri olarak konumlandırılması yatıyor.

Singapur’da yeni kurulan şirketlere sağlanan vergi avantajlarının yanı sıra profesyonel olarak Singapur’a çalışmaya gelen beyaz yakalılar için (Expat) önemli vergi avantajları sağlanıyor. Bu durum küresel operasyonlara sahip şirketler için çekici bir durum oluşturuyor.

Singapur Fintech Festival 2019 (SFF2019)

İlk olarak 2015 yılında başlatılan Singapur Fintech Festival bu sene dördüncü kez gerçekleştiriliyor ve adı gibi tam bir festival havasında geçiyor. Paylaşılan rakamlara göre bu sene etkinlikte 41 farklı ülkenin şirketleri kendi alanlarına sahipken, bu alanlarda 1.000’den fazla kişi ürün ve hizmetlerini tanıttı. 2015 yılında sadece 50 girişimin yer aldığı etkinlik alanında bu sene 600’den fazla girişim vardı. Bu girişimler sadece etkinlik alanında bugüne kadar toplam 1 milyar Singapur doları (SGP) (1 SGP yaklaşık 4,3 Türk Lirası değerinde) yatırım aldılar. Ayrıca etkinlikte 600’e yakın konuşmacı üç gün boyunca altı büyük salonda eşzamanlı süren konferans programında sunumlar ve paneller ile yer aldı. Etkinliğe 140 ülkeden 60 binin üzerinde ziyaretçi geldi.

Pazartesi günü başlayarak üç gün devam eden SFF2019 konferansları ve fuar alanını takip eden Perşembe ve Cuma günü ise etkinlik tüm şehir geneline yayılıyor. Şehirdeki neredeyse tüm fintech şirketlerinin merkezlerinde gerçekleşen etkinlikler, atölye çalışmaları ve toplantılar ile devam ederek sona eriyor.

Her sene özel bir gündem başlığına sahip olan SFF2019 için bu sene “Sürdürülebilirlik” ana başlık olarak seçilmişti. Sürdürülebilirlik ile kastedilen ise sadece finansal ekosistem çevresindeki sürdürülebilir kârlı iş modelleri değil, finans ve bankacılık ekosisteminin dünyanın daha sürdürülebilir bir yaşam sağlamak için nasıl değer üretebileceği üzerine odaklanılmıştı.

WWF International Başkanı Pavan Sukhev yaptığı açılış konuşmasında, “finans endüstrisi daha sürdürülebilir bir dünya için bu alanda doğru yatırımlar yapılmasında rol alabilir, toplumda bilinçlenmeyi yönetebilir ve kredi sağlarken sorumluluk sahibi davranabilir” diyerek beklentilerini özetledi. Şüphesiz ki artık dünyamızı korumak için sadece kârlılık odaklı değil biraz daha mesuliyet sahibi adımlar atılması gerektiği bir fintech etkinliğinde duymayı umduğumuz en son şey olabilirdi ama etkinlik bu sözlerle başlayarak mesuliyetin kaçınılmaz olduğunu tüm katılımcılara bir kez daha hatırlattı.

Yeni Küresel Kapsamda Bankacılık ve Dönüşüm Ajandası

Artık bankalar sadece parayı yönetmiyorlar. Teknolojik araçlar ile her geçen gün daha anlamlı kılınan büyük veri sayesinde daha iyi müşteri deneyimi sunabilmek daha değerli hale geliyor. Kârlılık işlemlerden ve hizmetlerden ziyade ölçek ekonomisiyle elde edilebilir hale geliyor. Gelecek 5 yılda IoT ve 5G ile veri akışı daha da hızlanacak ve geleneksel bankacılık anlayışının bu dönüşüme adapte olması için çok fazla zamanı yok. Geçtiğimiz senelerin konsept projeleri olan blokzinciri uygulamaları, yapay zeka robot müşteri temsilcileri bugün artık canlı uygulamalar olarak karşımıza çıkıyor. Bunun en temel sebebi ise yatayda seyreden geleneksel yapılar gelişmek için zamana ihtiyaç duyarken, dikeyde yeni endüstriler geleneksel yapılarla hızla bütünleşiyor ve bu yakınsama yönetilmesi güç bir hal alıyor. Kontrol edilmesi gereken şey teknolojiden çok gelişime ayak uydurma hızı.

Dijital gündemi tartışan konuşmacıların ortak görüşü sürecin geleneksel yapılar tarafından değil, düzenleyiciler tarafından hızlandırılması gerektiği. Örneğin dijital bankacılık lisansları sadece yenilikçi bankaları güçlendirmekle kalmıyor, geleneksel yapıların da bu yarışa girmesini mecburi kılıyor.

Açık Bankacılık artık bir yenilik değil, bir standart olmalı ancak bu konsept doğası gereği verinin açık hale gelmesi yani silolardan çıkıp dijital ağlarda seyahat etmesini gerektiriyor. Eğer bunu başta düzenleyiciler takdir edemezlerse sektörün açık görüşlü olmasını beklemek boşuna bir iyi niyet göstergesi olmaktan öteye gitmeyebilir.

Sıradışı düşünmenin önündeki engellerden birisi donanım ve yazılım teknolojilerine yapılması gereken yatırım gibi görülebilir. Bunun yanlış olduğunu anlıyoruz zira artık teknolojiye sahip olmak bir maliyet değil, maliyet onu yerel ve küresel düzenlemeler içinde sağlıklı şekilde korumak. Ayrıca verinin kaçınılmaz bir ağ ekonomisi ekosisteminde güvenli şekilde hareket etmesine izin vermek.

Kıyamet Sonrası Dünyaya Hazırlık

Bu hararetli tartışmalar devam ederken diğer salonlarda başlayan yan konferansları da göz ucuyla takip etme şansı yakalıyoruz. Maalesef içerikleri pek iç açıcı değil; buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi, dünyanın kuraklaşması, tatlı su kaynaklarının tükenmesi, denizlerin plastik atıklar ile kirlenmesi… 2100 yılında 11 milyara ulaşacak dünya nüfusu ile tüm bu gelişmeler birlikte düşünüldüğünde bizleri kıyamet sonrası bir bilim kurgu filminin sahneleri mi bekliyor acaba?

Bankacılık ve finans sektörünün bu tartışmalarının odağına çekilmesi ne kadar doğru bilemiyorum ancak tüm insanlığın ortak vicdanında bu sektörü tek sorumlu koltuğuna oturtmak doğru olmasa gerek. Ancak sektör temsilcileri “etik mesuliyet” çerçevesinde bu başlıkları sahiplenmekten çekinmiyor. Üniversiteler, kar amacı gütmeyen organizasyonlar ile yapılan çeşitli iş birlikleri dinleyicilerin ilgisini çekmeyi başarıyor. Atıl sermayenin insanlığa daha iyi hizmet etmesi için projeler var. Ancak bunların detaylarına bu yazıda değinmeyeceğiz zira mesuliyet dikte edilen değil, peşinden gidilen bir prensip olmalı.

İş Birliği Kaçınılmaz

Her ne kadar klişe bir cümleye dönüşmüş olsa da bankacılık sektörü ile yenilikçi fintech girişimlerinin iş birliği kaçınılmaz. Bahsi geçen dönüşüm ihtiyacına paralel çözüm bekleyen problemler için fintechler çözümü sağlama potansiyeline sahip ancak onların da geleneksel yapılara ihtiyacı var. Lisanslama, müşteriye erişim, deneyim sağlama gibi alanlarda fintechlerin bankalardan destek alması gerekiyor ancak daha büyük bir kurumun kendilerini yutma tehlikesini de asla unutmamaları lazım. Ayrıca emeğin bedelini para yerine itibar ile vadeden geleneksellerden de koşarak uzaklaşmaları tavsiye ediliyor.

İş Birliği aynı zamanda büyük teknoloji şirketlerine karşı eldeki en önemli savunma mekanizması olabilir. Zira büyük teknoloji firmaları bankacılık ve finans ekosisteminin elindeki sermaye ve nakit akışına değil bilgiye göz dikmiş durumda. Bankacılık sektörünün elinde ise teknoloji şirketlerinin elindeki imkanlar yok. Göz dikebilecekleri tek şey teknoloji şirketlerinin elindeki tüketici verileri. Bunu ele geçirmenin yolu ise fintek iş birliklerinden geçiyor. Türkiye’de Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ve Avrupa Birliğinde yürürlüğe giren GDPR gibi düzenlemeler, veri üzerinde bireylerin ve kurumların daha fazla hak sahibi olmasını güvence altına almayı hedefliyor. Bu verilerin güvenli şekilde depolanması, katma değerli bilgiye dönüştürülmesi, pazarlanması ve gerçek sahibinin bundan gelir elde etmesi geleceğin bankacılık sektörünü sadece parayı değil, veriyi koruyan yapılara dönüştürebilir. Bu kapsamda dijital para sadece geleneksel banknotların dijitalleşmesi değil, kimliklerin ve kimliklere bağlı verilerin de paraya dönüşeceği bir gelecek vadediyor.

Dijital Paranın Geleceği

Her ne kadar geleceğin parası için uzun dönemli ve çok yönlü bakış açıları olsa da bugün itibari paraları ve bunların dijital yansımalarını konuşuyoruz. Etkinliğin en önemli başlıklarından birisi de dijital paralar ve merkez bankaları ilişkileri üzerineydi. “Dijital Paranın Geleceğini Belirlemek” başlıklı panelde Çin Merkez Bankası Dijital Para Enstitüsü Başkanı Mu Changchun gerçekleri yalın bir şekilde ifade etmekten çekinmedi, “Hedefimiz Libra gibi perakende pazarına bir çözüm sunmak veya sınır ötesi ödemeleri kolaylaştırmak değil. Finansal ve teknik saldırılara karşı dirençli bir sistem kurarak, finansal kapsamı genişletmek ve kırsal bölgelerde bile kullanılabilecek bir ödeme sistemi sunmak. Aynı zamanda pazarda en büyük paya sahip iki büyük mobil ödeme şirketini tamamlayacak devlet tarafından sunulan bir alternatif getirmek.”

Kamboçya Merkez Bankası Genel Müdür Yardımcısı HE Serey Chea ise daha beklenen bir açıklama ile geliştirdikleri dijital para konseptinin amacını özetledi, “Merkez bankasının merkezi yapısı üzerinde herkesi birleştirmeye nazaran blokzinciri tabanlı bir cüzdan çözümü çok daha pratik ve düşük maliyetle sunulabilir.” Ayrıca Chea’ya göre Libra iyi bir fikir zira Kamboçya’nın çok fazla yurt dışında çalışan vatandaşı var ve ülkelerindeki ailelerine para göndermek zaman zaman yüzde 20 gibi çok yüksek komisyonlar ödemeyi gerektirebiliyor. Ancak Libra’nın eş-tasarımcısı ve Facebook Calibra Baş Ekonomisti Christian Catalini, Libra’nın sınır ötesi para transferlerinin de ötesine geçerek ürün ve hizmet satın almak için kullanılabileceğini vurguladı. Ancak bunu ifade ederken “finansal kapsamın genişletilmesi” sürekli olarak altını çizdiği bir nokta oldu.

JP Morgan Dijital Hazine Hizmetleri ve Blockchain CIB Başkanı Umar Farooq, müşterilerinin daha etkili ve daha iyi bir şekilde para transfer sorunlarını çözecek bir yapı geliştirdiklerini belirtti ancak Farooq’a göre mevcut tartışmalar amaçtan çok araca odaklanıyor ve bu da bir balon yaratıyor, bunun son bulması lazım.

Ortak görüş düzenlemelerin gerekli gördüğü KYC, AML gibi süreçler kaçınılmaz ve dijital paraların bu sistemler ile uyumlu olması gerekiyor. Farooq bu noktada merkez bankalarının rolünün önemli olduğunu düşünüyor ancak merkez bankaları dijital para birimleri (Central Bank Digital Currency – CBDC) arzında ticari bankalarının rolünün doğru belirlenmesi gerektiğinin altını çiziyor, “eğer geleneksel model değişmez ise CBDC ile birlikte bankaların kendi dijital paraları ve çözümleri bütünsel olarak daha anlamlı olabilir.”

Paneli yöneten CNN International Analist Muhabiri Julia Chatterley samimi bir şekilde Changchun’a şu soruyu yöneltti; “Gelecekte bir gün Libra’nın Çin’de kullanılması mümkün olabilir mi?”

Changchun gülümseyerek, “Bu soruyu bana değil Facebook’tan Christian’a sormanız lazım zira ben Çin’de kaç Facebook kullanıcısı olduğunu bilmiyorum.” Bu cevap üzerine tüm salon kısa süreli bir gülme krizi geçirdi.

Changchun bu tartışmalarda açık sözlülüğünü sürdürüyor, “Biz kendi CBDC tasarımımızı yaparken modeli değiştirecek değil bütünüyle koruyacak bir sistemle hareket ediyoruz. Hedefimiz Çin’i bütünüyle nakitsiz bir topluma (cashless) dönüştürmek değil, nakidin azaltıldığı (cash-light) toplum kurmak. Anonimlik kontrol altında olmalı, bunu isteyenler buna sahip olurken, yasadışı durumları da takip edebileceğimiz imkanlar elimizde bulunmalı.” Görünen o ki Çin geleneksel devlet politikasından taviz vermeye hazır değil. Kevin Werbach’ın “The Blockchain and the New Architecture of Trust” isimli kitabında vurguladığı gibi blokzinciri daha merkeziyetsiz ve özgürlükçü bir teknoloji vaadiyle ortaya çıkmış olabilir ancak bu amaç teknolojiyi kimin nasıl kullanacağına göre değişiklik gösterebilir. Çin CBDC çözümü kontrolün daha da güç kazandığı bir senaryoya yakınsıyor gibi görünüyor.

Önümüzdeki 5 yıl içinde dijital para birimleri için en iyi senaryo; birkaç büyük küresel platformun tüm kullanım alanlarını başarıyla çözümlediği, böylece daha hızlı ve daha ucuz sınır ötesi ödemeler ve finansal kapsamın genişletildiği bir dünya olarak görülüyor. Ancak madalyonun diğer tarafında en kötü senaryo var; uygun düzenleyici ve yasal kontroller olmadan çok fazla dijital para birimi ortaya çıkabilir ve bu da küresel finansal piyasalarda bir kargaşa ve türbülansa yol açabilir.

Chea’nın tespiti ise sarsıcı; “Şu anda blokzinciri teknolojisi en güvenli sistem gibi görünüyor ancak Titanik’in battığını unutmamalıyız. Eğer gemi yüzmeye devam ederse bizi iyi bir limana taşıyacaktır. Bunu zaman gösterecek.”

Küresel Entegrasyon

Tüm tartışmaların, itirafların ve öngörülerin bizi taşıdığı nokta şüphesiz artık dünyanın tek cep telefonunun devre kartı üzerindeki bir kaç silikon işlemcinin içine sığacak kadar küçülmüş olması. Finans ve bankacılık çözümlerinin temelde tek bir amacı var; “A noktasından B noktasına parayı taşımak.” Her geçen gün bunu daha hızlı, daha ucuz ve daha güvenli yapmaları gerekiyor. Yerel çözümler, dünyaya kapalı merkez bankaları ve ekosistemler, sınırlayıcı ve kısıtlayıcı düzenlemeler… Bunların karşısında küresel teknoloji devleri, fintech girişimleri, Açık Bankacılık, Açık Veri gibi kavramlar geliyor.

Singapur gibi oldukça genç bir ülke küresel entegrasyon adına attığı adımlar ile dünyanın ilgisini bir haftalık Fintech Festival’e çekebiliyor.

Türkiye bu gelişmelere hiç yabancı değil. Dünyanın en ileri ödeme çözümlerine ev sahipliği yapan yenilikçi bir bankacılık ve finans sektörümüz var. Singapur Fintech Festival’e, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı’nın destekleri, Bilişim Vadisi tarafından yapılan organizasyon ile 12 şirketimiz katılarak Türkiye Standında hem ülkemizi hem de kendilerini tanıtma şansını yakaladılar.

Küresel entegrasyon sürecinde ümit veren gelişmeler yaşıyoruz ancak yeterli değil ve ne kadar çok çaba sarf edersek edelim her sene modeli değişen cep telefonları gibi küresel kuralların da her sene güncellendiğini kabullenmemiz gerekiyor. Bu bitmeyecek yarışın tek bir kazananı asla olmayacak, diğer yandan kaçınılmaz olarak içinde olacağımız bu yarışta kesin bildiğimiz tek gerçek şu ki asla bitmeyecek bir keşfetme, öğrenme, iş birliği ve gelişme süreci içinde olabilenler hiç kaybetmeyecek.

Ahmet Usta lisans eğitimin İstanbul Teknik Üniversitesi Uzay Mühendisliği programında ve yüksek lisans eğitimini Yıldız Teknik Üniversitesi MBA programında tamamlamıştır. Profesyonel iş hayatına çeşitli dergilerde yazarak başlayan Usta, kariyeri boyunca farklı kurumlarda Bilgi Teknolojileri yöneticisi olarak görev almış aynı zamanda farklı yayınlarda düzenli olarak yazarlığa devam etmiştir. Infomag, Bloomberg Business Türkiye gibi saygın dergilerde teknoloji editörlüğü yapan Usta, farklı ölçeklerde dijital ve basılı medya kanallarının kurulması ve yönetilmesi projelerini yönetmiştir. Usta, The Startup Owner’s Manual ve Identity is the New Money isimli kitapları Türkçe’ye çevirmiş, İngilizce Coopetition kavramını Türkçeye Rekaberlik karşılığı ile kazandırmıştır. Blockchain 101 kitabının eş yazarı olan Usta, FinTech İstanbul ve Blockchain Türkiye Platformlarının Genel Yayın Yönetmeni ve aynı zamanda profesyonel bir konuşmacı ve eğitmendir.