10 yıllar sonrasında, örneğin 2060’ta FinTech ekosisteminin insan kaynakları havuzunda neler bekleniyor?

Günümüzde FinTech şirketlerinin, diğer birçok sektöre göre daha hızlı büyüdüğüne şüphe yok. 2016-2022 yılları arasında yarım trilyon dolara yakın yatırım alan FinTech’ler, geleceğin finansal sistemlerinde öne çıkacak, inovatif ve gelişmiş çözümler sunarak tüketiciler nezdinde çok daha fazla ilgi görecek. Peki teknoloji/insan kaynağı bileşimini temel alan gelişimin sürdürülebilirliğini çok daha sonraki yıllara, örneğin 2060’a taşıyabilecekler mi?

Geleceğe dair ‘insan kaynakları’ anlamında çeşitli soru işaretleri yok değil. Genel itibarıyla 2000 sonrasında doğan nesil için kullanılan ‘nispeten sabırsız ve çalışmaya yeterince meyilli olmama’ özelliğine sahip oldukları iddiaları şimdiden gelecek açısından yoğun belirsizlik düşüncelerini ateşliyor. Ellerinden akıllı telefonunu düşürmediği, yeni bilgilere karşı pek de açlık çekmediğine inanılan genç nesil, günümüz FinTech liderlerinin ‘iyi bir ekibin hayati önemini’ vurgulama sıklığını da artırıyor. Yetenekli insan kaynağı sorunu, bir de Türk gençlerinin yurt dışına gitme planlarında kaydedilen hatırı sayılır artışla birleştirildiğinde daha da derin… Peki mevcut tablonun çok sonrasında ekosistemi neler bekliyor?

Bu kapsamda yönü; fütürist diyebileceğimiz, ağırlıklı olarak günümüzdeki işaretleri, örneğin laboratuvarlardaki, enstitülerdeki araştırmaları takip ederek geleceğe yönelik tahminler sunan kimselere yöneltmek yerinde bir adım olabilir. Otomasyon, dönüşümü mecburi kılacak. Hatta finansal piyasanın önemli bir kesiminde şimdiden bütün işi otomatik ticaret algoritmaları yürütüyor olabilir, yine de uzmanlar geleceğin tamamen yapay zeka, makine öğrenmesi ve robotik bir formda olmayacağı konusunda hemfikir. Örneğin mavi yakalılar dünyasında bazı çalışma kalemlerinde derinlemesine değişiklikler görülecek, ancak endüstrilerin birçok alanında parlak, çalışkan ve üretken zihinlere yönelik talep son bulmayacak. 2020’li yıllarda FinTech liderleri nasıl ‘iyi bir ekibin önemine’ vurgu yapıyorsa gelecekte de durum değişmeyecek. Ancak 2060’lı yıllara gelindiğinde tablo bugünküne göre bir hayli farklı olabilir…

2010’lu yıllardan itibaren başlayan sosyal medya ve mobil teknoloji gibi sektörlerde görülen temel amaç olarak “zihinleri bir şekilde dijital dünyaya bağlı hale getirme yaklaşımı” ve bunun beraberinde taşıdığı “devasa gelirler”, hissedilir etkilere neden oldu. Bu trendin 2030’lu yıllara yaklaşılırken metaverse gibi ‘çok daha sanal’ ortamlara evrilmesine yönelik güçlü beklenti, genel anlamda inovasyon odağındaki karar alıcıların, liderlerin bu ortamı (çok daha sanal olanı) onaylamaya devam edeceğine işaret ediyor.

Geleceğin doğaya ya da kitapların içerisine doğru hızlı bir okuma dönemine dönüş şeklinde olmayacağı; giyilebilir/vücuda entegre edilmiş çipler, donanımlar ve yazılımlarla çok daha ‘aralıksız’ şekilde dijitalleşeceği kanısı oldukça güçlü. Bu tamamen olumsuz bir argüman değil, iyi yönleri de olacak ama şu gerçek daha yoğun şekilde hissedilecek: Verimli insan kaynakları açısından günümüzde yaşanan sorunlar gelecekte de devam edecek, hatta çoğu uzmana göre katlanarak büyüyecek… Peki ne olacak, kimler etki yaratan ve diğer girişimlere göre öne geçmelerini esas alan güçlü ekiplere sahip olabilecek? Fütürizme hazır mısınız? Zira bu soruların yanıtı laboratuvarlarda saklı olabilir…

Mutluluk

Bir hap yutup “mükemmel çalışan” olmaktan söz etmesek de buna benzer sıra dışı konseptlerin bile -kısık sesle de olsa- geleceğin gündeminde yer aldığını belirtebiliriz. Yine de daha gerçekçi ve etki potansiyeli yüksek planlar da var. Örneğin mutluluğu bilim aracılığıyla radikal şekilde artırmak.

Mutluluğun önemli olduğu su götürmez bir gerçek. Günümüz eğitim metodolojilerinin hatırı sayılır bir kısmında mutluluğa vurgu ön planda. “Parayı değil, mutlu olacağın işi seç” gibi tavsiyeleri sosyal medya videolarında bolca görüyoruz. Kişinin hayatının gidişatına dair genel bir tatmin ve olumlu duygular olarak tanımlanan mutluluğun genetik bileşenleri bulunuyor. Bazı insanlar diğerlerinden daha mutludur, sorunlar karşısında bile hızlıca pozitif yöne adım atar, çok etkilenmezler örneğin.

Bu kapsamda fütüristler, biyolojik bilimlerdeki gelişime paralel bir ivmeyle genetik mühendislikten yararlanarak daha mutlu nesiller yaratmanın mümkün olacağına inanıyor. Genetik testler, tüp bebeklerde sıklıkla uygulanıyor, teoride mutluluğa yatkınlık için genetik emarelerin seçilmesi mümkün olacak gibi görünüyor. Bunun örneğin 2035-2040’ta ilk gerçek adımları atılacak bir yenilik olacağını öngörecek olursak 2060 yılına dair FinTech yetenek havuzundaki tablo aşağı yukarı şöyle olacak; mutlu insanların sayısının artmasının doğal bir sonucu olarak başarı ve verimlilik potansiyeli yüksek kişiler…

Erdem

Daha ahlaklı bireylerin yetiştirilmesi ailelerin temel hedefleri arasında. Yalan söylemenin, okulda kopya çekmenin, geçimsiz olmanın, başkaları ile paylaşımdan kaçınmanın kötü olduğu ebeveynler tarafından bolca öğütleniyor. Sadece küçük yaştakilere değil yetişkinlere de çeşitli yollarla güçlü mesajlar iletiliyor; ırkçılık karşıtı kampanyalar var, ünlü isimler farklındalık için bağış etkinliklerine katılıyor…

Bunlar toplumun daha erdemli bireylerden oluşmasını amaç edinen ilham verici çabaların küçük bir kısmı. Diğer yandan fütüristler, ahlaklı olmanın çevresel faktörlere bağlı olmasının yanı sıra biyolojik temellere ilişkisinden yola çıkıyor ve bu alanda dikkat çekici önermeler sıralıyorlar. Zira araştırmalar, davranış ve kişilik özelliklerinin az ya da çok ama mutlak suretle genetik bileşenlerle ilgili olduğunu kanıtlıyor. Bazı canlıların adil diyebileceğimiz bir şekilde yiyeceklerini paylaşması gibi örnekleri sıralayabiliriz…

Ve gelecekte yine genetik mühendisliği, embriyo seçilimi ve ileri farmakoloji çerçevesinde erdemden yana daha çok genetik yapı taşı ve ahlaksızlıktan yana da daha az materyal sağlanabileceği konuşuluyor. Günümüzde transhümanist bir teoriden öteye gidemese de geleceğin, 2050’li yıllar ve çok sonrasının insan kaynağı havuzları bu yönüyle daha güçlü erdemlilik özelliklerine sahip olabilir.

Zekâ

Zekanın geliştirilmesi için sudoku ile ilgilenmek fena bir fikir değil, ancak geleceğin dünyası çok daha ‘farklı’ planları gündeme taşıyabilir. Bu planlardan birinde gündemde tam olarak beyin var…

Beyin büyüklüğü (fiziksel boyutu ile) ve zeka arasındaki korelasyon bilinir. Yine teoride beynin büyütülmesi olası, bunu insan zigotunun gelişimsel döneminde beyin büyüklüğünü kontrol eden homeobox genlerinin ifade sayısını artırarak sağlanabileceği kaydediliyor. Bu genlerin farklı kombinasyonları üzerinden ilerlenerek örneğin bilişsel işlevlerle ilişkilendirilen neokorteks büyütülebilir.

Böyle bir şeyi yapmaya çalışmak elbette gerçek anlamda bir tartışmayı ve ‘bilim-kurgu’ filmlerini akıllara getiriyor. Olacağına inanmak her ne kadar günümüz için zor görünse de 10 yıllar sonrasının bilim dünyasında her şey çok farklı olabilir…

Mutlu-insanlık hapı

Mutluluk başlığı altında bir ‘mutluluk-hapı’ önermesi sunmuştuk, esasen bu gerçekten gündeme gelen teorilerden…. Hatta filmlere bolca konu edildiğini de hatırlatmakta yarar var, örneğin şu sıralar Netflix’te yayınlanan Resident Evil: Biohazard dizisinde insanlığın sonunun gelmesi, 2022’de bir laboratuvarda ‘mutluluk hapı’ için gerçekleştirilen araştırmalarda bazı şeylerin ters gidişine bağlanıyor. Gelecek her zaman böylesine negatif seyirlere gebe mi elbette muamma ama mutlu-insanlık hapı tasarısı diye bir şey gerçekten var. Hatta uzmanlar böyle bir alana dikkat verilseydi 10 yılı aşmayacak sürede geliştirilebileceğini öne sürüyor. Genetik motifikasyon yerine dışarıdan alınacak farmakolojik ajanların çalışma hayatına da olumlu yönde etki edebileceğini düşünmek, 2020’li yılların konusu gibi görünmese de 2050’li yıllardaki toplum açısından hayal olmayabilir.

“Değişen yüzümüz…”

Gelecekle ilgili bir diğer çarpıcı detay da “değişen yüzümüz” ile ilgili… 2012’de Birleşik Krallık’ta 75 yaşını geçmiş insanların sayısı 5,1 milyonken 2022’de bu sayı 7 milyona yaklaştı. 2050 yılında gelişmekte olan ülkelerin nüfuslarının 3’te 1’inin 60 yaş-üstü olacağı öngörülüyor. Tüm bunlar çalışan nüfus oranında ciddi değişimleri beraberinde getirecek. Dolayısıyla azalacak olan insan kaynağının gelişmişliği çok daha önemli bir konuya dönüşecek. Bu belirgin çıkarım, yukarıda sözü edilen tuhaf projeleri daha yoğun biçimde tetikleyebilir.

Son sözler…

Her şey otomasyona uğramayacak öngörüsü günümüzde akla yatkın, ancak 10’larca yıl sonraki dijital dünyada bu da değişebilir. FinTech gibi teknoloji ile çok ilgili bir sektörde insan kaynağı belki de gündemden derinlemesine bir şekilde çıkacak. Bunu şimdiden öngörmek bir hayli zor.

Diğer yandan insanoğlunun doğuştan ‘modifiye edilmesi’ fikrinin yukarıdaki seviyede bir hal alması (ki günümüzde insanoğlu kendini belirli ölçüde modifiye edebiliyor, miyop göze lazer yapılıyor ve sayısız başka örnek…) bile ürpertici ve ahlaki boyutu da tartışmaya açık. Konunun ne şekilde ele alınacağı, yasal ve ekonomik boyutları da bilinmezlerle dolu.

En nihayetinde ise bilimde devrimler ağırdan ilerler ve aşamalıdır… Kendiliğinden kolesterol ilaçlı yumurtalar, çoğu zorlu hastalığın genomik devrim ile birlikte çözülmesi, Mars’ta inşa edilecek geleceğin yapıları için sentetik biyoloji ile tuğla üretilmesi gibi ‘çılgın projeler’, dünyanın çeşitli noktalarında, biz pek “bilmesek de, duymasak da” günün birinde ortaya çıkmak, insanlığa hizmet etmek ve tabii biraz da para için geliştiriliyor…
Heyecan verici…
Esasen geleceğe dair bu sessiz çabanın günümüze dair birçok sorunla birlikte geleceği de ‘iyi bir yer kılma’ ihtimali söz konusu ve bu yöndeki gelişmeleri merakla bekliyoruz…

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden mezun oldu. Çalışma hayatına Western Union'da iletişim departmanı ile başladı. 2011-2014 yılları arasında NewTech dergisinin yazı işleri müdürü olarak çalıştı. ShiftDelete.Net ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde yazı işleri müdürlüğü yaptı. 2022 itibarıyla FinTech İstanbul platformunun genel yayın yönetmeni olan Verdi, aynı zamanda Bankalararası Kart Merkezi, MediaMarkt gibi öncü kuruluşlara yönelik medya konseptleri geliştiriyor.