Açılımı merkezi olmayan özerk kuruluş olan DAO’lar, blokzinciri üzerinde oluşturulan çok taraflı akıllı sözleşme uygulamalarından biridir ve dijital fon toplama yöntemleri arasında yer almaktadır.

Kitlesel fonlama (« Crowdfunding »), erken aşama fonları (« Initial Coin Offering » veya « ICO ») ve menkul kıymet jetonu (« Security Token Offering » veya « STO ») haricinde blokzincirindeki paylarına oranla oy hakkına sahip olacak hissedarlar tarafından kontrol edilen bir yatırım kuruluşu yaratılması amacıyla ortaya çıkmıştır. Basitçe ifade etmek gerekirse, DAO’ların faaliyetleri algoritmaya bağlı olarak gerçekleşir ; yatırımcılardan otomatik fon toplanır, bu fonlarla yatırımda bulunulur ve elde edilen kar önceden belirlenmiş algoritmaya uygun olarak dağıtılır.

DAO uygulamaları sebebiyle ortaya çıkan hukuki sorunlar ve ihtilafların gündemde olması sebebiyle kaleme aldığımız bu yazımızda, DAO’ların hukuki niteliğine, karşılaşılan hukuki sorunların neler olduğuna ve iyileştirme önerilerimize yaşanan ihtilaf konularına atıfta bulunarak vererek yer vereceğiz.

DAO’lar her ne kadar geleneksel ortaklıklarla benzer işlevlere sahip olsalar da, bu özerk kuruluşlarda karar verme yetkisini elinde bulunduran bir kişi olmadığından ve tamamen bilgisayar kodlarıyla kurulup kontrol edildiğinden, DAO’lara ilişkin hukuki sorunları ele alırken öncelikli olarak DAO’ların özel hukuk açısından hukuki niteliğinin tespiti önem arz etmektedir.

DAO’ların Özel Hukuk Açısından Hukuki Niteliği Nedir?

Türk hukukunda « kişiler » sınırlı sayı ilkesine göre belirlenmiştir. DAO’lara ilişkin olarak herhangi bir özel düzenleme yer almadığından DAO’ların tüzel kişiliğe sahip olmadığını ifade edebiliriz. Bu sebeple de, DAO’nun kendisi hak sahibi olamaz ve yükümlülük altına giremez. Diğer yandan, her ne kadar DAO’lara yönelik özel bir düzenleme yer almasa da, bu durumun DAO’lardan kaynaklanan sorunlarda hukukun uygulanmayacağı anlamına gelmediğini ifade etmek isteriz. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (« TBK ») 620/1 maddesinde adi ortaklıklar tanımlanmıştır. Bu kapsamda adi ortaklıkların doktrinde kabul edilen unsurları ; (i) kişi, (ii) sermaye, (iii) sözleşme, (iv) ortak amaç ve (v) ortak çalışma iradesi olduğundan, DAO’ların işleyişi göz önünde bulundurulduğunda, hukukumuzda DAO’lara yönelik olarak adi ortaklık hükümlerinin kıyasen uygulanabileceği kabul edilmektedir. Her ne kadar adi ortaklık hükümlerinin kıyasen uygulanabileceğine yönelik değerlendirmeler olsa da, münferit olay bazında değerlendirme yapılması gerektiğini de ifade etmek isteriz.

DAO’ların kuruluş amacının ve işleyişinin yer aldığı izahnameler (« white paper ») ise, DAO’ların adi ortaklık olarak değerlendirildiği hallerde adi ortaklık sözleşmesi olarak hukuki değerlendirmeye tabi olacaktır. Öte yandan, yurtdışında DAO’ların özel hukuk kapsamında hukuki niteliğinin belirlenmesine yönelik bazı düzenlemeler olduğundan, söz konusu white paper’ın niteliği de farklılaşacaktır ;

Örneğin, 2021 tarihinde Amerika’nın Wyoming eyaletinde DAO’lara limited şirket hükümlerinin uygulanacağına dair düzenleme getirilmiştir[1]. Wyoming’in ardından ise Marshall Adalarında, sonrasında ise Amerika’nın Vermont eyaletinde DAO’ların limited şirket statüsünde değerlendirilmesine yönelik mevzuat değişiklikleri gerçekleştirilmiştir. Böyle durumlarda ise, white paper’ın şirket ana sözleşmesi olarak ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği belirtilmelidir.

Kod Kanun Mudur?

DAO’lar açısından karşılaşılan bir başka hukuki sorunun ise, oluşturulan akıllı sözleşmelerden kaynaklanabileceğini gözlemliyoruz. DAO’ların bir akıllı sözleşme örneği olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda aslında akıllı sözleşme tanımından dolayı ortaya çıkan tartışmaların en başına gitmemiz gerekiyor ; akıllı sözleşmeler « code is law » yani « kod kanundur » prensibine dayandığından, taraflarca kararlaştırılan ve bilgisayar kodu olarak oluşturulan hak ve yükümlülükler her ne ise onların icra edileceğini garanti eder. Bu tanım dolayısıyla teknik kişiler ve hukukçular arasında bazı tartışmalar gündeme gelmişti ; üzerinde anlaşılan hususların kodlar vasıtasıyla icra edilebilirliğini garanti altına aldığı gerekçesiyle aslında hukuk kurallarının bir nevi « bertaraf » edilebileceği görüşünde olan teknik kişilerin yanı sıra hukukçular ise ; hukuk kurallarının gözardı edilerek işlem yapılabileceği konusunda endişe duymuşlardı. Nitekim, teknik kişilerin ve hukukçuların görüşlerinin ya da endişelerinin haklı çıktığı bir örnek 2016 senesindeki « theDAO » skandalında karşımıza çıkmış oldu.

Yaklaşık 160 Milyon Dolar değerinde fon toplayarak bugüne kadarki en yüksek miktardaki kitlesel fonlama projesi haline gelmiş olan « theDAO » projesinde yatırımcılara mülkiyet hakkı ve oy hakkının yanı sıra projeden çıkış hakkı da tanınmıştı. Işte bu noktada « kod kanundur » prensibine dayanan akıllı sözleşmelerin doğru bir şekilde kodlanmasının ve aslında hukuk kurallarının da göz önünde bulundurulmasının önemi karşımıza çıkmış oldu ; akıllı sözleşme kodundaki bir hata dolayısıyla üst üste çıkış hakkını kullanarak o güne kadar projeye yatırmış olduğu miktardaki etherden çok daha yüksek bir meblağda -40 Milyon Dolar- fon almayı başaran bir yatırımcı dolayısıyla söz konusu skandal gündeme gelmişti. Yatırımcının kimlik tespiti yapılamadığından, geleneksel hukuk kuralları kapsamında mahkemeler vasıtasıyla fonların iadesine hükmedilebilecekken, hükmün icra talebinin yöneltileceği kişinin olmaması nedeniyle teknik çözüm yöntemlerine başvurulmuştu. Her ne kadar « hardfork » uygulamasıyla geçersiz işlemlerin geriye alınması başarılmışsa da, bu örnek bizlere aslında akıllı sözleşme kuruluşlarında olası ihtilafların tespit edilmesinin ve akıllı sözleşme kodlarının hem teknik açıdan hem de hukuki açıdan doğru bir şekilde uygulanmasının önemini göstermiş oldu. Bu sorunun giderilmesine yönelik olarak akıllı sözleşme kuruluşunun haricinde her ne kadar DAO’nun kuruluş amacına ters düştüğü teknik kişiler tarafından ifade ediliyorsa da, « dijital kimlik entegrasyonu » methodunun da yaşanabilecek ihtilaflardaki icra kabiliyeti açısından faydalı olabileceğini ifade etmek isteriz.

Yatırımcıların Sorumluluğu

Bir diğer hukuki tartışma konusu ise, yatırımcıların sorumluluğu açısından karşımıza çıkmaktadır. Güncel örneklerden Ekim ayında Amerika’da başlatılan Ooki davasına bakacak olursak, vadeli işlemler komisyonu taciri unvanına sahip olmadan işlem yapılmasının yasak olması sebebiyle, gereken izinleri almaksızın kaldıraçlı ve marjlı bir şekilde işlem sunduğu iddiasıyla Emtia Vadeli İşlemler Ticaret Komisyonu (« CFTC ») tarafından açılan davada, davacı komisyon CFTC Ooki’de alınan bir karar üzerine oy kullanan herkesin kullandığı oydan sorumlu tutulmasını talep etmektedir. Dava emsal niteliğinde olacağından önem arz etmekle beraber, davanın detaylarına ve sürece çok değinmeden DAO’ların işleyişinde karşılaşılan hukuki sorunlara değinmek istediğimizden, yatırımcı sorumluluğunun da DAO’lar kapsamında önem arz ettiğini görüyoruz. Bu sorunun giderilmesi içinse yatırımcıların sorumluluklarının ilgili white paper kapsamında detaylı olarak yer almasının ve yapılan işlemlerin internet sitesinde « bilgilendirme yükümlülüğü » kapsamında yayımlanmasının faydalı olabileceğini belirtebiliriz.

Mevzuat Düzenlemelerinin Akıllı Sözleşmelere Entegrasyonu

Bunun haricinde, ilgili dava mevzuat hükümlerine aykırı ve « lisanssız » işlem yapıldığı iddialarına dayandığından, bu gibi ihtilafların önüne geçilebilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlarının sektör spesifik düzenlemelerinin de sisteme entegre edilmesinin önemli olduğu çıkarımında bulunabiliriz. Nitekim, düzenleyici kurum ve kuruluşların mevzuatlarına uygun olarak akıllı sözleşmede kodlama yapılmasına imkan tanıyan STO’lar buna bir örnek teşkil etmektedir. Nasıl ki ICO’ların denetlenmesi konusunda yaşanan sorunlar ve hukuk kurallarının bertaraf edilmesi dolayısıyla ICO’ların ardından STO’lar yaygınlaşmaya başlamıştır, DAO’larda da kara para aklama, banka gizliliği yasası, Know Your Customer (« KYC ») gibi gereksinimlerin de entegre edilmesi düzenleyici otoriteler nezdinde olumlu gelişmelere sebep olacaktır.

Sonuç

Dijital fon toplama yöntemlerinden olan DAO’ların hukuki niteliğine ve uygulamalardan kaynaklı ortaya çıkan ihtilaflara çok sık rastlamaktayız. Bu gibi sorunların önüne geçilebilmesi için öncelikli olarak DAO’ların özel hukuk kapsamında hukuki niteliğinin belirlenmesinin önemli olacağı kanısındayız. Her ne kadar Türk hukuku kapsamında adi ortaklık hükümlerinin kıyasen uygulanacağı belirtilmişse de, münferit olay bazında değerlendirme yapılması gerektiğinin altını çizmek isteriz. Buna bağlı olarak yatırımcıların sorumluluklarının düzenlenmesiyle beraber olası ihtilaf hallerinde “oy hakkı”na sahip olan yatırımcıların sorumluluklarının hangi seviyede olacağı ve ne gibi çözüm yöntemlerine başvurulabileceği de netleşmiş olacaktır. Bunun haricinde düzenlenen white paper’ın detaylı düzenlemeler içermesi ve kabul edilen ortaklık yapısı özelinde adi ortaklık sözleşmesi/şirket ana sözleşmesi olarak ele alınması ve bu kapsamda tarafların hak ve sorumluluklarının düzenlenmesi, oylamaya sunulan işlemlerin internet sitesinde açıkça yer alması gerekmektedir. Bir diğer önemli konu ise ilgili kurum ve kuruluşların mevzuat gereksinimlerinin akıllı sözleşmelere kodlanarak sistem entegrasyonunun sağlanması, bu sayede kara para aklama, terör finansmanının desteklenmesi, sermaye piyasası hukuku gibi kurallara uyum konusunda denetlenebilirlik açısından önem arz edecektir. Tüm bu belirtilenler ışığında, oluşturulan projelerin teknik ve hukuki gereksinimleri sağlaması, oluşturulan akıllı sözleşmelerin hukuki gereksinimlere cevap verir nitelikte olması olası ihtilafların önüne geçilmesi açısından faydalı olacaktır.

[1] 21LSO-0263 (wyoleg.gov)

KaynakMedium
Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Burcu Tümer, lisans derecesinin ardından hukuk ve işletme alanlarında Londra ve Cenevre’de farklı diploma programlarına katılmıştır. 11 yıl boyunca muhtelif hukuk bürolarında avukatlık mesleğini icra ederek, teknoloji alanında faaliyet gösteren farklı global şirketlerde bölge sorumlulukları da dahil olmak üzere hukuk müşavirliği yapmıştır. 2021 senesi itibariyle TBL Legal’in Kurucu Ortağı olarak müvekkillerine teknoloji hukuku başta olmak üzere hukuki danışmanlık ve eğitimler vermektedir. Uzmanlık alanları arasında yapay zeka, nesnelerin interneti, blok zinciri teknolojileri, akıllı sözleşmeler, finansal teknolojiler ve dijital varlıklar yer almaktadır. Fintech Istanbul Akademi bünyesinde de farklı konularda eğitimler veren Burcu Tümer aynı zamanda kuruluşundan itibaren Blockchain Türkiye Platformu bünyesinde hazırlanan raporlara katkı sağlamakta ve yeni teknolojilerin hukuki perspektiften değerlendirilmesi adına webinarlara konuşmacı olarak iştirak ederek makaleler yayımlamaktadır.