Bankacılık sektörü geçtiğimiz dönemlerde değişse bile, yurt dışında ciddi imaj problemi olan bir sektör olarak bilinmekte. Ayrıca sıkı denetim mekanizmaları ile çevrili, süreç ve sistemlerine çok fazla yatırım isteyen, oldukça pahalı ve zaman maliyeti yüksek bir sektör.

Bütün bu negatif yönleri bilinirken nasıl oluyor da özellikle Avrupa ve Amerika’da sektöre yeni giren banka sayısı çoğalıyor? Nasıl bu zorlu sektör gittikçe daha çekici hale geliyor? Bu trendin öne çıkan sebepleri Fintech Futures’da aşağıdaki gibi sıralanmış durumda.

Avrupa ve Amerika’daki kanun koyucular özellikle rekabeti ve inovasyonu destekleyici bir trend çiziyorlar. Yeni markete girenlere uyguladıkları teşvikler ve kolaylıklar oldukça ilgi çekici. Bununla beraber müşterilerin alışkanlıklarında sıradışı değişiklikler yaşanıyor. Dijital servislere olan ihtiyaç ve ilgi bankacılığın bu anlamdaki çehresini oldukça değiştirmiş durumda. Yeni teknolojilerin kolay kullanılabilirliği ile ana siteminden müşteri kanallarına kadar tam teşekküllü bir banka kurmanın maliyeti oldukça düşürüyor ve bu da banka kurmak için gereken sermaye ihtiyacını azaltarak yeni nesil bankalara potansiyel yaratıyor. Ayrıca bu teknoloji sayesinde daha geniş kitleye daha az maliyetle ulaşabiliyorlar.

Piyasaya yeni giren yeni nesil bankalar ile eskileri arasındaki en büyük fark, yeni girenlerin alışveriş merkezlerinde ya da caddelerde bir fiziksel mevcudiyetinin bulunmaması, sadece web, uygulama ya da telefon üzerinden ulaşılmalarının mümkün olması. Ayrıca yeni girenlerin birçoğu farklı segmentleri hedefliyor ve tam teşekküllü bankacılık yerine cari hesap bazında ilerliyor. Kimi şu ana kadar dokunulmamış demografilerde yaşayanları hedef alırken kimi yurtdışında çalışanları hedef kitle olarak görüp onlara çözüm üretiyor.

Ancak süreçler yine de zaman alabiliyor. İngiltere yeni bankacılık lisansı alma konusunda yeni bankalara en çok kolaylık sağlayan ülke olmasına rağmen, Starling ve Monzo örneğini ele aldığımızda sürecin 24 ayları bulduğunu görüyoruz. Tam donanımlı banka lisansının avantajları çok olmasına rağmen, Monzo’nun yaptığı gibi öncelikle ön ödemeli kart başvurusunda bulunup, lisansı beklerken pazara girmek, uygulama ve müşteri tabanı  yaratmaya başlamak mümkün. Böylelikle ilk etapta gerek markayı gerekse hedef kitleyi yaratmak ve tek ürünle piyasaya girip odaklanma imkanı bulmuş oluyorlar.


Aylin Alkan

FinTech İstanbul – E-Posta Bülteni – 5 Eylül 2017
Symrna Capital LTD‘in Londra ortağı ve İngiltere merkezli UKbasecamp’in FinTech mentoru olarak çalışan Alkan, piyasalar, perakende bankacılık, fon yönetimi, yatırım bankacılığı ve varlık yönetimi alanlarında 22 yılı aşkın deneyime sahip. Türkiye’de son 15 yıl uluslararası bir bankada varlık yönetimi alanında iş geliştirme, satış ve pazarlamadan sorumlu direktör olarak çalışan Aylin Alkan, Türk bankacılık sektöründe kamu ve özel sektör ile çalışıp, melek yatırımcı konseptini yaratan ilk ve tek projenin lideri oldu. Türkiye’de “iş melekleri ortak yatırım fonu’ kurmak için çalışan ilk gruba liderlik eden Alkan, TEB melek yatırımcı kulübünün akredite üyesidir. Evli ve iki çocuk annesi olan Aylin Alkan, Londra’da yaşıyor.