Oxquant Consulting Limited’in genel müdürü Dr. Drago Indjic, FinTech İstanbul yazarlarından Ş. Elif Kocaoğlu Ulbrich ile yatırım teknolojileri üzerine bir sohbet gerçekleştirdi. Podcast formatında orijinal şekilde (İngilizce) mevcut olan röportajın dökümünü sizler için derledik.

Bugün müstesna bir konuğumuz var: Dr. Drago Indjic.  Drago tam manasıyla çok yönlü bir kişilik: kendisi mühendisten evirilen bir veri bilimcisi, eski bir risk yatırım fonu (hedge fund) yöneticisi, bir girişimci ve yarı zamanlı üniversite öğretim üyesi. Drago aynı zamanda Avrupa’nın en yüksek indirilme oranına sahip Robo-danışmanlık uygulaması ETFmatic‘in kurucu ekibinde yer alıyor ve şu anda Oxford menşeili Oxquant aracılığıyla danışmanlık hizmetleri veriyor.

Drago, FinTech ekosistemindeki uzun çalışmalarından sonra Nisan 2020’de Wiley tarafından yayımlanması beklenen LegalTech Book kitabına ortak editörlük yapmak üzere FinTech Circle tarafından davet edilmiş. Biz de yatırım teknolojileri* (WealthTech) konusunda konuşmak üzere daha iyi bir aday bulamayacağımızı düşünerek kendisine ulaştık ve kendisiyle yirmi dakikada on farklı konuyu tartıştığımız bir Podcast** hazırladık:

  • Hoşgeldin Drago. Bize kendini finans sektöründe bulmanın hikayesini anlatabilir misin?

Teşekkürler, Şebnem. Tamamen tesadüfler sonucu! Eski bir (vatansız) Yugoslav olarak Imperial College London’da misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarımı sürdürüyordum. Yugoslavya’da iç savaşın başlaması sonrasında doktora öğrencisi olarak kaydımı yaptırdım ve araştırmamı sonlandırdım; ancak çalışma vizem olmadığı için akademide iş bulmam mümkün olmadı. Neyse ki hukuki yaptırımlar ve vatandaşlıklarla ilgili sorunları anlayan iki Güney Afrikalı tarafından faaliyet gösteren küçük bir ekonomik araştırma danışmanlık şirketi bana 1993’te çalışma izni alarak, bir nevi şahsım üzerinden bir bahse girmiş oldu. Bu şirkette, daha sonradan Springer tarafından basılan Finansta Sinirsel Ağlar kitabına aktardığım sinirsel ağlara dayanan tahmin modellerini geliştirmeye başladım. İkinci çalışma iznim ise Kuveyt ulusal varlık fonu aracılığıyla geldi; o esnada broker (IMC) sınavlarını geçtim ve 1999’dan beri İngiliz Mali Yürütme Otoritesi FCA’nın düzenleyici veritabanında yetkili finansal uzman olarak yer almaktayım.

  • Muhteşem. Yani 20 yıllık bir tecrübeden bahsediyoruz.

20 yıllık mesleki tecrübe.

  • Gerçekten muazzam. O zaman röportaja temel konularla başlayalım. Bildiğin üzere Borsa Yatırım Fonları (ETF) özellikle de Warren Buffet’in tavsiyesi sonrasında piyasanın fazlaca dikkatini çekti. Bu enstrümanı diğerlerine nazaran daha çekici kılan şey nedir?

Bu soru bana Warren Buffet ile ilgili başka bir konuyu hatırlattı. Kendisi risk yatırım fonu çalışanlarına karşı S&P 500 fonunun sonraki on senede risk fonlarından daha iyi performans göstereceğine dair bir bahse girmişti. Bu bahsi kazandı.

Soruya dönersek; işin tuhafı ETFlere risk yatırım fonları vesilesiyle, 2005 civarında London Business School’da indeks akislerini araştırırken merak sardım ve bu sayede Beta alternatifinin doğumuna şahit oldum. Günümüzde ETFler hisse senetleri kadar kolay (hatta alım satım hacimlerinin hisse senetlerini aştığı Eylül 2008 gibi dramatik dönemlerde hisse senetlerinden daha da kolay) şekilde alınıp satılabiliyor ve tek bir hamlede inverse, leveraged, smart Beta veya alternatif varlık sınıfları gibi kompleks türler de dahil olmak üzere bütün bir yatırım stratejisine hitap edebiliyor. Başkaca, ETF tedarikçileri arasındaki şiddetli rekabet ücretleri 10 baz puana ve hatta varlık kazanılmaya çalışılan sürüm dönemlerinde negatif ücrete kadar düşürebiliyor. Kısacası yeni düzen bu ve ETFler gerçekten çok sevdiğim bir enstrüman. Kendi emeklilik fonumun içinde de ETFler var ve gerekirse ETFleri global bir şekilde pazarlamaya hazırım.

  • Açıkçası bu cevabın sonrasında ETFmatic fikrinin nerden çıktığına dair kafamda bir şeyler belirmiş oldu. Yine de takipçilerimiz ETFMatic’in tam olarak ne olduğunu ve neden böyle bir ürünü piyasaya sürme ihtiyacı duyduğunuzu ilk ağızdan öğrenmek isteyecektir.

Doğru. 2009’da cesurca piyasaya sürülen kendi risk yatırım fonum için varlık bulamadım ve fonu 2014’te kapatma kararı aldık. 2015 ortalarında ETFmatic’in İspanyol kökenli CEO’su ve İsveç kökenli COO’su, robo-danışman ürünü için akademik planı baz alan, tamamen sistematik bir yatırım süreci inşa edebilecek FCA onaylı bir CIO arayışındaydı. Ben de projeye dahil olarak süreci inşa ettim. O esnada sadece beşerî bir portföy yönetimi olan ve sınırlı sayıda model portföyüne sahip olan İngiliz Nutmeg piyasada mevcut olsa da Scalable’ın arkadasındaki Alman ekipten eser yoktu. ETFMatic, aile ve arkadaş çevresinden edinilen öz-imkanlarla ve sonra da baskın olarak yerel yatırımcılar tarafından çeşitli finansman turlarıyla desteklenen, tam anlamıyla girişimci ruhunu yansıtan bir işletmeydi. İlerleyen 1,5 yılda tam bir ters-akıl hocalığı örneği yaşadım, yani onlardan daha kıdemli olmama rağmen genç meslektaşlarım beni eğitti. Bu süreçte kalifiye off-shore yatırımcılardan $10m bilet tutarı almaya uğraşan bir risk yatırımcısı CIO’dan, uygunluk, 20-30 EUR tutarında düzenli tasarruflar ve aylık 50 EUR tutarındaki katkı payı hususlarında endişelenen bir perakende CIO’suna dönüştüm. 2016 yani Brexit sonrasında şans eseri ailemi Madrid’e taşıyamıyor olmam (ETFMatic açısından) kişisel durumumu değiştirse de kurumsal finansal destek aldığı halde zarar eden, büyük robo-danışmanlarla doğrudan rekabet eden, büyüyen ve global perakende FinTech şirketi ETFmatic’i düşündüğümde mutlu oluyorum. Şirkete hala danışmanlık yapıyorum ve şirketin mutlu bir hissedarı olduğumu söyleyebilirim.

  • Anladım. Madrid’e taşınma imkânını reddetmen konusunda diğer aile bireylerinin görüşlerini de merak etmedim değil. Yatırım konusuna değinmişken, sence piyasanın daha fazla yatırım aracına ihtiyacı var mı? Varsa bu ihtiyaç hangi doğrultuda?

Açıkçası, piyasada bir sürü fon mevcut ancak bunlar genellikle doğrudan tüketiciye ulaşan (D2C) fonlar değil; bu fonlar üreticilerden tüketiciye (B2B2C) dolaylı olarak ulaşıyor ve yeterli derecede kişisellik unsuru taşımıyor. Fon sektöründe bir devrim olmasa bile bir çeşit özgürleşmeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Yatırım ürünleri geniş bir yelpazeye sahip: kendimi zaman zaman Kenya veya Tanzanya’da bu yüzyılda milyonlar için doğrudan tüketiciye ulaşan (D2C) bir varlık yaratabilecek, tamamen kapsayıcı bir Afrikalı ödeme FinTech şirketi, yerel emeklilik fonları ve NIRP rejimini dikkatli bir şekilde yöneten ve finansal sistemin stabilizasyonunu koruyan ulusal varlık fonları hakkında eşit derecede kafa yorarken buluyorum.

Yön açısından ise; makro perspektiften bakıldığında global eşitsizlikleri azaltan, tedarikçileri, para birimlerini, borsaları çeşitlendiren, daha iyi kurumsal yönetim sağlayan, sürdürülebilir finans ve inovasyon sağlayan, müşteri sonucu odaklı ve bu sebeple daha aracısız ve merkezi olmayan yatırım araçlarına; mikro seviyede ise kişilerin gündelik ve ev yaşamlarını destekleyen bir mobil aplikasyon gibi, daha kapsayıcı ve yayılan hizmetlere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bu tarz, D2C, yatırım ürünlerini şiddetle destekliyorum. 

  • O halde piyasada hala büyümeye elverişli bir sürü açık nokta var gibi anlıyorum. Peki robo-danışmanlık sadece finansal danışmanlık kesiminin dijitalleşmesi olarak açıklanabilir mi yoksa konu aslında bu kadar basit değil mi?

Evet, robo-danışmanlık bir dijitalleşme süreci. Ama daha çok bir başlangıç noktası diyebiliriz.  Tabii görüşümün tamamen sistematik bir yaygın perakende yatırım süreci tarafına yani ölçek ekonomilerinde (economies of scale) insanlık dışı olarak da nitelendirebileceğimiz maliyetlere sahip durumlara yakın olduğunu vurgulamamam lazım; zira mümkün olan en düşük maliyetle, vergi indirimlerini kullanarak, risk kontrollü şekilde portföyleri yöneterek (birkaç yıllık brüt maaş değeri veya tasarruf / konut değerini katlayan) bir varlık oluşturmamız gerekiyor. Bu hedefe ulaşmamız için otomatik, dijital ve sistematik çözümlere ihtiyacımız var. Bu kapsamda danışmanlığın (örneğimizde bireylerin) aile ve vergi kapsamında finansal sağlık değerlendirmesini bağımsız, finansal olarak temin edilebilir ve hesap veren bir profesyonel hizmet şeklinde tamamlaması gerekiyor. Bu sebeple piyasada robo-danışmanlar ve bireysel danışmanları birleştiren karma (hybrid) modellerin piyasada başarıya ulaşacağını düşünüyorum.

  • Sence robo-danışmanlık hizmetleri ileride daha da yaygınlaşacak mı? İleride (yatırım hizmeti sunan) tüm bankaların piyasaya robo-danışmanlık ürünleri sürmesini beklemeli miyiz?

Açıkçası, banka dediğinde aklıma gelen ilk soru, günümüzde banka kurumunun tam olarak ne olduğu. AB Elektronik Para Kurumu düzenlemeleri kapsamında bankalardan çok daha iyi bir müşteri hizmeti sağlanmakta. Tarafların değişmesi sonucunda, Almanya’da N26, Avrupa çapında Monzo ve İngiltere’de Starling an itibariyle piyasa lideri konumunda

Sorunu cevaplamak gerekirse; evet, yaygınlaşmalı. Robo-danışmanlıktan başka hangi mekanizma gençlere baz puan ücretler karşılığında kişiselleştirilmiş, doğrudan yatırım hizmeti sağlayabilir ki? Bankalar ödeme teknolojileri şirketleri (PayTech) ile rekabet ediyorsa dijital varlık teknolojileri ile de rekabet etmeleri için de beklenti oluşuyor.

Bu noktada ödemelerin ötesindeki dijital stratejilerin neler olduğunu sorgulamaya başlıyoruz. Böyle bir strateji mevcut mu? Hindistan’da FinTech şirketleri robo-yatırımcılar aracılığıyla mevduat topluyor, yani klasik bankaların yerine geçiyorlar. Bunun çok haylaz bir çözüm olduğunu söylemek çok da yanlış olmayacak.

  • Gerçekten ilginç gelişmeler. Robo-danışmanlıktan konu açılmışken; anladığım kadarıyla bankalar ve finansal kurumlar için white-label robo-danışmanlık ürünleri alanında da çalışmalar yürütmektesin. Bu konuda bilgi verebilir misin?

Bugüne kadar bu tarz çokça çalışma yapmış olduğumdan olsa gerek; robo-danışmanlık tekliflerini analiz etmekten, dijital varlık çözümlerini değerlendirmekten ve ikinci nesil robo-danışmanlık ürünleri üzerine kafa yormaktan büyük keyif alıyorum.

Büyümekte olan piyasalara, gelişen yerel pazar üzerinden, RMB ve RUB gibi yerel olarak işlem gören ve yerel kaynaklı bileşenleri içeren yerel para birimi yatırım çözümleri geliştirmek suretiyle girmeyi planlıyorum. Yaşadığım iki örnek, bana yasal düzenlemelerin olgunlaşması için sabır gerektiğini öğretti. Bir yandan da bu tarz çalışmalar BlackRock ve benzeri piyasa şampiyonlarına karşı sağlıklı rekabet ortamı oluşturabilmek için büyük bir fırsat oluştursa da bu amaca ulaşmak biraz zaman alıyor.

Bu konuya ileride geri dönmek isterim, açıkçası çok severek konuştuğum bir konu. 

  • O halde bankalar ve finansal kurumlar için bu hizmetleri dış kaynak kullanım yoluyla temin etmek (outsourcing) daha mantıklı diyebilir miyiz? Bankalar ve finansal kurumlar açısından bu şekilde hizmet temini daha hızlı ve ekonomik oluyor mu?

Sonuçta bu bir iş birliği; API kullanımı ya da açık bankacılık gibi. Bankalar PSD2 aracılığıyla sistemlerini açarak, ödeme ve hesap toplama (account aggregation) şirketlerine sırf temel bankacılık sistemine bağlanmaları ve farklı fonksiyonlar sağlamaları için olanak veriyorsa, gelecekte benzeri uygulamaların yatırım alanında da mevcut olmasını beklerim. Şu hâlde; varlık yöneticileri, müşteri süreçlerini farklı APIlar aracılığıyla yatırım platformları yerine robo-danışmanlardan temin edecek. Benim için bu durum bir madalyonun iki yüzü gibi.

  • Diğer bir yandan, bir blokzincir ve kripto meraklısı olduğunu da duymuştum. Bu vesileyle ETFlere kısaca geri dönelim: bildiğin üzere bitcoin ETFleri hususunda piyasada fazlaca spekülasyon mevcut. Sence yasal düzenlemeler bu fonların önünü açınca ETFler gerçekten piyasayı etkisi altına alacak mı?

Çalışmalarımın odak noktası bu olmasa da diğer sayısal kökenli ve esnek piyasa katılımcıları gibi ben de kripto piyasasını takip etmekten zevk alıyorum. Libra, Facebook ve Ripple’ın yasal ve araştırma perspektifinden yarattığı eğlenceye bakarsak, bitcoin çatallanması (fork) ve mutabakat (consensus) protokollerinin evrimi devam ediyor. Bu tarz bir ETF’e tam olarak neden ihtiyacımız var? Ben kişisel olarak doğrudan yapılan, merkezi olmayan yatırımları tercih ediyorum. Sonuçta, para ve likiditeden konuşuyorsak aklıma öncelikle “Bu kapsamda geri dönüş yaratan husus tam olarak nedir?” ve “Yönetim nasıl organize ediliyor?” soruları geliyor. Bu günlerde herhangi bir perakende müşterisinin neden kripto ETFlere sahip olma ihtiyacı duyacağını anlayabilmiş değilim. Yine de bu konuda ısrarcı olanlara, kripto varlıklara doğrudan sahip olmalarını önermek aklıma geliyor. Bu sayede kendi mobil telefonları üzerinden, kendi düğümlerine (node) sahip olacak ve kendi kripto anahtarlarını koruyabilme imkanına sahip olacaklar. Bence bu tarz, aracısız ETFlere çok da ihtiyaç bulunmuyor.

  • Sonuç olarak, bu ürün için piyasada fazlaca abartılmış bir ürün diyebilir miyiz?

Evet, kesinlikle.

  • Avrupa FinTech ve WealthTech ekosisteminde yeterli hizmet mevcut bulunmayan ve iyileşmesi gereken alanlar hangileri sence?

Öncelikle benim için Avrupa’nın Büyük Avrupa, İmparatorluk anlamı taşıdığını belirmem gerekiyor. Benim için Avrupa Birliği, Türkiye, Rusya ve diğer büyük pazarlar da dahil olmak üzere tüm AGİT ülkelerini kapsıyor.

AB temel pazarları genel olarak doymuş ve ziyadesiyle rekabetçi bir anlayışa sahip; yakındaki pazarları hedefleyen, Avro yatırım ürünlerini ve bölgedeki borsaları destekleyen FinTech şirketlerini geliştirmeye devam etmeliyiz. Bu sebeple fazlaca karşılıklı anlaşma, GDR, borsa bağlantıları ve teknoloji unsurlarına ihtiyacımız bulunuyor. Ödeme şirketleri (PayTech) piyasada başı çektikten sonra; kitle borçlanma, kitle yatırım, yatırım teknolojileri (WealthTech) ve robo-danışmanlık şirketlerinin doğal olarak süreci takip edeceğini düşünüyorum. Karma (ve hatta sayborg benzeri) fon dağıtımı ve yatırım yönetimi konularında hala eksiklikler var. Varlık yönetim konuları bence dinamik bir konu olmaya devam edecek. Gelecekte, Avrupa’daki bağımsız finansal danışmanların kitle borçlanma hizmetleri sunmalarını ve performans bazında/riske uyarlanmış şekilde, inovatif ücretler üzerinden anlaşmalar yapacaklarını hayal etmek mümkün.

Birkaç sene önce, bir bankacı bana sadece İstanbul ve Varşova sermaye piyasalarının düzgün ve güçlü yerel piyasalar arasında sayılması gerektiğini söylemişti. Bu beyanı hala hatırlıyorum. Türkiye veya yakın coğrafyadaki bir yerel finansal hizmetler grubunun yerel menşeili bir dijital yatırım ürünü geliştirmesine yardımcı olmayı çok isterim. Gerekli temele ek olarak, İstanbul’da ortak yerleşim ve türev ürünler bile mevcut; ETF verileri 2005’e kadar uzanıyor e o halde İstanbul olmazsa MENA bölgesinde başka nereye gidebiliriz ki? Halihazırda kullanabileceğim indeksler bile mevcut. Kendimi bir optimist olarak değerlendiriyorum ve bu tarz bir imkânı gayet olumlu bir şekilde değerlendirme eğilimine sahibim.

  • Konuya ilave olarak, bu fikri tamamen desteklediğimi söylemek isterim. Sermaye piyasalarının sunduğu imkanlara ek olarak İstanbul tatil için de harika bir istikamet.

Kesinlikle!

  • Son olarak okuyucularımıza doğrudan hitap edebilecek bir konuya değinelim. Sence ilerideki on yılda finansal kariyerler için en gerekli beceriler neler?

Finans sektöründeki gelişmeler otomotiv sektöründekilere benzetilebilir. Sektör metalaştırılıyor. Geleneksel perakende bankacılık sektörü sadece şubeler ve ATMler açısından değil ama ayrıca pahalı emlak ofisleri açısından da gitgide yok oluyor. Start-up çalışma kültürünü sevmeniz koşuluyla; FinTech sektörü sadece saf BT (IT) ve teknik yetenekleri açısından değil ama uygulamaya yönelik farklı bileşenler ve de bulut altyapısı veya mobil cihazlar tarafından sunulan hizmetler açısından, veri bilimi veya işletme altyapısına sahip kişilere farklı imkanlar sunacaktır. Bu açıdan küçük işletmelerde elverişli olan ihracat, dijital pazarlama, çoklu kanal yönetimi gibi yetenekleri hafife almamak gerek. Senin tarafından bu Podcast’in arka planında kullanılan yetenekler gibi, benzeri sosyal ağ varlık ve blog yönetimi gibi birçok yan işletme yetenekleri de önem kazanıyor. Gelişmeler gerçekten çok heyecanlı. Açıkçası, gençlere geleneksel bankalar yerine start-uplara katılmalarını öneririm.

  • Bu konuşma benim açımdan birçok konuya ışık tuttu- çok teşekkürler Drago! Eklemek istediğin bir nokta var mı?

Yakın zamanda İstanbul, Antalya ya da diğer herhangi bir yerde görüşmek üzere!

*Bu röportajda verilen bilgiler finansal danışmanlık ve tavsiye kapsamında değerlendirilmemeli ve kullanılmamalıdır. Sağladığımız içerik sadece bilgilendirme amaçlıdır ve bu kapsamda kullanılmalıdır.

Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Ş. Elif Kocaoğlu Ulbrich, Galatasaray Üniversitesi’nden Özel Hukuk ve WHU – Otto Beisheim School of Management’tan İşletme Yüksek Lisans derecelerine sahiptir ve ilaveten Jean Monnet, Joachim Herz Stiftung bursiyeridir. İstanbul ve Ankara’da muhtelif uluslararası hukuk bürolarında altı seneden fazla avukat olarak çalıştıktan sonra, Denizbank A.Ş. ile başlayan bankacılık ve finans kariyerine 2013 itibariyle Hamburg ve daha sonra Berlin’deki FinTech startuplarında (FinLeap, Cringle, Lendico) iş geliştirme, proje yönetimi, FinTech regülasyon ve lobi faaliyetleri alanlarında uzmanlaşarak devam etmiştir. FINTECH Circle ve Wiley iş birliğiyle 2020’de yayımlanması planlanan The PAYTECH Book, The AI Book ve The LegalTech Book kitaplarında eş yazar olan Kocaoğlu Ulbrich, kurucusu olduğu Berlin merkezli Contextual Solutions aracılığıyla 2019'dan beri danışmanlık, eğitim ve yayım hizmetleri sunmaktadır.