Burak Dalgın, Dünya Gazetesi için kaleme aldığı köşe yazısında finansal teknoloji kavramını ele alıyor. Okuyucularımıza aktarıyoruz.

Artık korona dinlemekten de, okumaktan da, yazmaktan da sıkıldım. Bu beladan tez vakitte kurtulmayı dileyerek, bu hafta ilginç bir alanda ufuk turu yapalım: Finansal teknoloji veya fintech.

Tıpkı sektörün adındaki gibi, finans ile teknolojinin buluştuğu her alanda faaliyet gösteren şirketler kendilerini böyle tanımlıyorlar. Kredi vermekten para transferine, ödeme sistemlerinden fatura yönetimine uzanan geniş bir alandan bahsediyoruz.

Teknolojinin ilerlemesiyle eskiden pek mümkün olmayan ya da büyük firmaların tekelinde bulunan pek çok alan artık girişimcilere açık. Her yerden internet bağlantısı, ürün kişiselleştirme, büyük veri analizi ve yapay zeka gibi imkanlar sayesinde artık start-up’lar dev bankalarla rekabet edebiliyor, yepyeni veya çok daha ucuz ürünler/hizmetler sunabiliyor. Örneğin şahıslar birikimlerini başkalarına finansman sağlayarak değerlendirebiliyor, kredi kartı ödemeleri çok daha kolay yapılabiliyor veya kişiler portföylerini neredeyse sıfır maliyetle ve yapay zeka yardımıyla yönetebiliyorlar. Apayrı bir umman olan kripto para tarafına girmiyorum bile!

Finans gibi ekonominin kan dolaşımını sağlayan bir alanda dönüşüm olağanüstü bir iş fırsatı. Nitekim fintech’ler ciddi yatırımcı ilgisi cezbediyor. Dünyada 60 fintech firması 1 milyar dolarlık değerlemeyi aşarak ‘unicorn’ rütbesini takmayı başardı. Ülkemizde de geçen sene üç firma (İyzico, Foriba ve Paraşüt) başarılı satış (‘exit’) işlemlerine konu oldular. Koray Bahar’ın liderliğindeki Figo Para, henüz geçen hafta, içinde bulunduğumuz dünya krizine rağmen, 1 milyon dolarlık bir finansman turu yapmayı başardı.

Elbette benzer değişimler turizm (Airbnb), yeme-içme (Yemeksepeti), alışveriş (Trendyol) ve ‘televizyon’ (Netflix) için de geçerli. Ancak finansın özel durumu var: Hayli regüle! Tam da bu yüzden ülkemizdeki fintech’lerin önü pek çok açıdan tıkalı. Örneğin kitle fonlamasını yaygınlaştırmaları veya şirketlere alternatif finansman çözümleri sunmalarının önünde mevzuat engelleri var. Dünyanın en büyük ödeme platformlarından PayPal Türkiye’de kullanılmıyor. Bu kısıtların kaldırılması, kişilerin ve şirketlerimizin daha ucuz ve bol finansman seçeneklerine ulaşmasını sağlayabilir.

Regülasyonun ele alması gereken bir başka alan da ‘fin’ ve ‘tech’ arasındaki ayrımın giderek flu hale gelmesi. Örneğin dünya çapında bir kripto para (‘Libra’) çıkarmaya çalışan Facebook, Goldman Sachs yatırım bankası ile birlikte kredi kartı çıkaran Apple, Citibank ile yapay zeka temelli bankacılık ürünleri sunmaya başlayan Google ve hem tüketicinin ödemesinde hem tedarikçinin finansmanında yeni roller üstlenen Amazon ve Alibaba. Artık bu isimlere salt ‘teknoloji firması’ diyebilir miyiz?

Roller giderek iç içe geçerken iş insanı, yatırımcı ve kamu otoritesi olarak bu karmaşık sularda ancak taze ve açık perspektifle yol alabileceğimizi bilmeliyiz.


Burak Dalgın Kimdir?

Burak Dalgın 1999 yılında Boğaziçi Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünden lisans derecesini ve 2004 yılında Harvard Business School’dan MBA derecesini almıştır. 1999-2001 yıllarında Koç Holding’in risk sermayesi ve özel sermaye yatırımlarında çalışan Burak Dalgın, 2001-2002 yıllarında İstanbul’da küçük ve orta ölçekli işletmelere bilgi teknolojisi ve finansal hizmetler sağlayan ilk internet platformu olan Kobiline’yi kurdu ve Proje Yöneticisi olarak çalıştı. Daha sonrasında üç yıl boyunca McKinsey & Company’nin New York ve Boston ofislerinde Engagement Manager olarak çalıştı ve McKinsey ve müşteri ekiplerinin strateji, durum tespiti, birleşme sonrası yönetim, organizasyon, pazara girme ve operasyon projelerinde yöneticilik yaptı.

Ocak 2008’de Darby’ye Başkan Yardımcısı olarak katılan Burak Dalgın, İstanbul’da görev yapmaktadır.