Almanya, yasalarla çalışanlara tanınan haklar sayesinde dünyada en takdir edilen kurumsal çalışma kültürlerinden birine sahip ve bu takdir hissini, çalışma hayatına katılmak için ülkeye göçen beyaz ve mavi yakalı çalışanların sayısının gün geçtikçe artmasına dayanarak da gözlemlemek mümkün.

Şirketlere verilen ve şirket yönetimi ile çalışanların doğrudan iletişim kurmaları için yasalarca takdim edilmiş müesseselerden biri olan çalışma konseyi (Betriebsrat; Work Council) ise bu çalışma kültürünün önemli bir noktası ve hem çalışanların seslerini yönetime duyurabilmeleri hem de yapıcı bir diyalog kurabilmeleri için önemli bir araç.

Alman hukukunda Betriebsverfassungsgesetz – BetrVG (Works Constitution Act) uyarınca yasal dayanak bulan çalışma konseylerini beş kalıcı çalışanın mevcut olduğu her işyerinde kurmak mümkün. Bu tarz bir talebin çalışanlar veya sendikalar tarafından yapılması gerekiyor. Konsey üyeleri gönüllü olarak, dört seneliğine görev yapacak şekilde, çalışanlar tarafından seçiliyor. Konseyin kurulumu her çalışan tarafından masaya getirilebiliyor ve yasal olarak bu sürecin işveren tarafından bile engellenmesi mümkün değil. Hatta bu süreci başlatan çalışanların işten atılmalarının önlenmesi adına mevzuat ekstra bir koruma öngörmüş.

Her ne kadar çalışma konseylerini kurmak her şirket için mümkünse de start-uplardaki çalışma kültürü, çalışanların çalışma sürelerinin (ve hatta şirket ömrünün) kısa vadeli olması (yüksek turnover) ve start-up çalışanlarının genel olarak yasadaki korumalardan aktif olarak yararlanamamaları sebebiyle çalışma konseylerine Berlin’deki start-uplarda pek rastlanılmamakta. Nitekim, araştırmalara göre Almanya’da 20 kişiden az çalışanı olan şirketler arasında çalışma konseyi olan şirketlerin oranı %5’e bile varmıyor.

Bazı bilinen FinTech startuplarının çalışanlarına kötü muamelede bulunması ve çalışanlarını piyasa koşullarının altında çalıştırdıklarına dair iddialar bu sene medyaya birçok kez yansımıştı. Ancak bu tarz uygulamalara küçük, bilinmeyen FinTech startuplarında da rastlamak mümkün.

Toplamda beş ayrı lokasyondaki (Berlin, New York, Barcelona, Vienna ve São Paulo) ofisleri ile 1500’den fazla toplam çalışan sayısını geçen Berlin merkezli neobanka N26’nın çalışanlarının da şirketin yeterince büyümüş olması sebebiyle şirket içinde bir çalışma konseyi kurulması için bu yıl başlattığı çalışmalar kısa zaman önce basına yansımıştı. Ancak bu gelişmeler N26 yönetimi ve çalışanlar arasında bir kırılma noktası oluşturmuş gibi duruyor. Açıklamalara göre, şirket yönetimi çalışma konseyi sürecinin şirket değerlerine zarar vereceği inancına sahip.

Finance Forward’ın haberine göre konseyin kurulmasına itiraz eden ve çalışanlarına bu sürecin şirketi yavaşlatarak hiyerarşiyi artıracağını ve dolayısıyla şirket büyümesini engelleyeceğini belirten bir e-mail yollayan yönetim, iddialara göre çalışanları ikna edemediği için konseyin kurulma sürecine bu kez de mahkeme kararı ile müdahalede bulundu. Buna göre bir barda konsey için seçim yapmak üzere toplanmayı düşünen çalışanların toplantı planına karşılık N26 yönetimi, toplantı planının yeterince hijyenik olmadığı iddiası ile sürecin durdurulmasına dair mahkeme kararı çıkarttı. Ancak çalışanların sosyal medya paylaşımları bu zorluğun taktik değiştirilme sureti ile aşılabileceğini gösteriyor. Çalışanların kamuoyuna yansıttıkları mektup metnine göre, süreci destekleyen sendika ver.di aracılığıyla bu toplantının 13 ve 14 Ağustos’ta yapılması planlanıyor. Çalışanlar bahsi geçen mektupta çalışma koşullarından rahatsız olduklarını ve yönetimin bu rahatsızlıklarını bilmesine rağmen bir düzeltme çabası içinde olmadığını vurguluyorlar. An itibariyle şirket politikalarının özellikle maaş eşitsizliği ve genel koşullardan hoşnutsuzluk sebebiyle eleştiriye maruz kaldığı görülmekte.

Her ne kadar N26 yönetimi pandemi sürecini bahane ederek konseyin kuruluşunu yavaşlatmış olsa da yönetimin yasal olarak bu süreci sona erdirmek için fazla imkânı bulunmuyor. Bu sebeple Alman ekosistemi son günlerde büyük bir merakla süreci takip etmekte. Sürecin yönetim tarafından iyi yönetilememesi halinde durumun şirket için büyük bir PR dezavantajı yaratması da ihtimaller dahilinde.

Süreci, çalışanlar tarafından sürekli güncellenen web sitesi ve sosyal medya hesabı aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Elif Kocaoğlu Ulbrich
Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Ş. Elif Kocaoğlu Ulbrich, Galatasaray Üniversitesi’nden Özel Hukuk ve WHU – Otto Beisheim School of Management’tan İşletme Yüksek Lisans derecelerine sahiptir ve ilaveten Jean Monnet, Joachim Herz Stiftung bursiyeridir. İstanbul ve Ankara’da muhtelif uluslararası hukuk bürolarında altı seneden fazla avukat olarak çalıştıktan sonra, Denizbank A.Ş. ile başlayan bankacılık ve finans kariyerine 2013 itibariyle Hamburg ve daha sonra Berlin’deki FinTech startuplarında (FinLeap, Cringle, Lendico) iş geliştirme, proje yönetimi, FinTech regülasyon ve lobi faaliyetleri alanlarında uzmanlaşarak devam etmiştir. FINTECH Circle ve Wiley iş birliğiyle 2020’de yayımlanması planlanan The PAYTECH Book, The AI Book ve The LegalTech Book kitaplarında eş yazar olan Kocaoğlu Ulbrich, kurucusu olduğu Berlin merkezli Contextual Solutions aracılığıyla 2019'dan beri danışmanlık, eğitim ve yayım hizmetleri sunmaktadır.