Manchester Üniversitesi öğretim üyelerinden Profesör Doktor İsmail Ertürk kaleme aldığı makalesinde, Avrupa’daki bankacılık sisteminin çıkmazlarını, küresel Çinli Ant Group’un stratejisini ve AB için atılması gereken adımları analiz ediyor. 

Yakın zamanda FinTech dünyasında, Almanya merkezli Wirecard ve Çinli Ant Grubu’nun (daha önce Ant Financial) yarattığı, birbirine taban tabana zıt iki kurumsal servete tanık olduk.

Bazı yüksek riskli yatırım fonu yöneticileri ve gazeteciler tarafından uzun süredir bir iddia olamaya devam eden muhasebe sahtekarlığı resmen kesinlik kazanınca, Wirecard skandal bir şekilde iflas etti. Bu durum Almanya açısından, bozguncu (disruptive) dijital finansal yenilikleri denetleme ve düzenleme noktasına kamunun itibarını zedeledi.

Wirecard, yerel ve küresel finansın geleceğini şekillendirme potansiyeli ile teknoloji endüstrisinde nadir bir Alman başarısı olarak görülüyordu. Wirecard’ın attığı somut adımlar ve elde ettiği başarılar, Almanya’nın ABD merkezli teknoloji başarılarına karşı itibarını artırmıştı.

Yine de Wirecard’ın temelindeki iş modeli yatırımcılar tarafından hiçbir zaman iyi anlaşılmadı ve BaFin veya Almanya’daki Federal Maliye Bakanlığı tarafından gerekli yasal incelemeye tabi tutulmadı. Alman düzenleyiciler için daha da utanç verici olansa, saygın bir finans dergisi olan Financial Times tarafından Wirecard aleyhinde hazırlanan dosya konusu, Alman mahkemelerinde sorgulanmıştı.

Sağlam bir üretim temeli olan ve ekonomik büyüme modeli olarak finansal yapılara yönelik kültürel şüpheye sahip Almanya’da, politikacılar ve düzenleyiciler, somut veriler sunan gazetecilerden çok borsa değerlemelerine güvenmeyi daha uygun bulmuşlardı.

Hem düzenleyiciler hem de politikacılar için Wirecard skandalından çıkarılan en önemli derslerden birisi, FinTech şirketlerinin test edilmemiş iş modellerinin hiperbolik borsa değerlemeleri konusunda şüpheci olmak olmalıdır.

Wirecard yöneticileri, borsa değerlemesinin her şeyden önce önemli olduğunu ve yatırımcılarının, alt satırları okumak yerine kalın yazılmış rakamlar ile olağanüstü bir büyüme istediklerini iyi biliyorlardı.

Bir kez daha teknoloji firmaları için boğa piyasasında hiperbolik değerlemelerin, geçmişteki bazı dot.com şirketlerinde olduğu gibi yanıltıcı olduğu kanıtlandı.

FinTech, özellikle COVID-19 krizinden önce, yatırımcılar ve risk sermayedarları için dayanılmaz bir cazibeye sahipti. Erken aşama FinTech şirketlerinde toplam yatırımların en az yüzde 60’ı için zorunlu uzun vadeli yatırımlar, politika yapıcılar tarafından bir yönetişim kuralı olarak görülmelidir.

Ant Financial da 2018’de halka arzından 15 milyar dolar toplayarak FinTech trendinden faydalandı ve Alibaba’nın iştiraki olan şirketi 150 milyar seviyesine büyüttü. Bu şirketi, BNP-Paribas, Santander ve Goldman Sachs gibi, pek çok tanınmış uluslararası bankadan daha değerli hale getirdi.

Stratejik  açıdan kendisini dijital bir finans kurumu yerine, finansal ürünler için bir teknoloji platformu olarak konumlandırmak isteyen şirket, kendisini Ant Group olarak yeniden adlandırdı. Şirket artık, kendi ürünlerini satmak yerine diğer finansal kurumların ürünlerini sattığını açıkladı. Şangay ve Hong Kong borsalarında listelenecek şirket için 200 ila 300 milyar ABD doları arasında bir değerleme öngörülüyor. Bu gerçekleşirse Ant Group, Citigroup ve HSBC’den sonra dünya bankacılık piyasalarında en büyük üçüncü konuma yerleşecek.

FinTech şirketlerinde rastlanan bir iş modeli, finansal tüketicilerin cep telefonlarını kullanarak, bankalar, varlık yöneticileri ve sigorta şirketleriyle eşleştirerek gelir elde etmektir. 2017 yılından bu yana bu tür platform faaliyetlerinden elde edilen gelirlerin payı Ant Group’un toplam gelirlerinin yüzde 63’üne yükseldi ve Ant Group’u bir FinTech devi yapan mobil ödeme ürünü Alipay’in ödeme hizmetlerinden elde ettiği gelirin payı ise yüzde 60 seviyesinden yüzde 36’ya geriledi.

Ant Group artık basit bir dijital ödeme FinTech şirketi değil. Kendini geniş bir ürün yelpazesinde finansal tüketicilere hizmet veren bir platform şirketine dönüştü. Ant Group kendi kategorisini yarattı ve FinTech’ten çok TechFin sınıfına adım attı.

Ant Group’un yeni platform iş modeli mantıklı çünkü lisanslı bir banka olmadan hiçbir FinTech şirketi kredi verme faaliyetlerinde yerleşik bankalara meydan okuyamaz.

Benzer şekilde, fon yönetiminde kaynaklara erişimi olmadan hiçbir FinTech şirketi, yerleşik varlık yöneticilerine ekonomik olarak anlamlı bir şekilde meydan okumaz. Diğer yandan FinTech girişimleri ve yenilikçi bankalar bunun pek farkında değiller. Çin’deki düzenleyici otoriteler, Ant Group’un müşterilerin paralarını toplu olarak çekmeleri durumunda sistemik riske neden olabileceğinden korkarak, Ant Group’un bir finans kurumu olarak hareket etmesine izin vermedi ve büyümesini kısıtladı.

Çinli yetkililer, Çin’deki pek çok bireyler arası (P2P) kredi hizmeti sağlayan FinTech’lerin son beş yılda büyük kayıplar yaşayarak çökmesi yüzünden kendilerini son derece rahatsız bir durumda buldular. Bu nedenle, Çinli düzenleyici kurumlar FinTech şirketleri için daha sert düzenlemeler getirdi.

Sonuç olarak Ant Financial Group, adından “finans” kelimesini çıkartarak kendisini finansal hizmetlerde platform iş modeline sahip Ant Group’a dönüştürdü. Ant Group ayrıca, yatırım ürünleri sunmak için ABD varlık yöneticisi Vanguard gibi Çin’deki lisanslı ve uzman finans kuruluşlarıyla ortak girişimler başlattı.

Böylelikle Ant Group, 1,4 milyar nüfusa sahip ülkedeki sosyoekonomik ve teknolojik gerçekliklerinin dönüşümünü yansıtan bir Çin fenomeni olarak ortaya çıktı.

Öte yandan Wirecard, stratejisini Asya’da genişleyerek, şeffaf olmayan ve şüpheli bir müşteri tabanına – ilk günlerinde pornografi ve kumar sitelerine – hizmet vermek üzerine kurmuştu. Wirecard’ın başarısızlığı aynı zamanda AB’nin FinTech politikasındaki başarısızlığı. AB’nin, finansal hizmetlerde tek bir pazardan faydalanan AB çapında FinTech’ler yaratma politikası yok.

Münih merkezli Wirecard’ın İtalya ve Fransa gibi büyük AB ülkelerinde herhangi bir operasyonu yoktu. Bu, Hangzhou merkezli Ant Group’un Şangay, Pekin ve Shenzhen’de faaliyet göstermemesiyle eşdeğer. Bunun yerine Wirecard, Avrupa dışında, Asya’da büyümeye çalıştı.

Avrupa Birliği’nin ekonomik ideali, Avrupalı ​​şirketlerin ABD ve Japon rakipleriyle ölçek ekonomilerinde rekabet etmeleri için büyük bir iç pazar yaratmaktı. AB, ABD’den sonra dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olmasına rağmen, Avro bölgesindeki sınırsız finansmanın ekonomik refaha ve büyümeye katkıda bulunabileceği bir bankacılık birliği ve sermaye piyasası birliği yaratmayı başaramadı.

Wirecard skandalı sadece Almanya’daki denetim firmalarının, banka düzenleyicilerinin ve politikacıların başarısızlığı değil, aynı zamanda ve temelde, AB’nin gerçekten tek bir finansal hizmetler pazarı ve bir sermaye piyasası birliği yaratamamasının sonucu.

Bu nedenle, Avrupalı ​​FinTech şirketlerinin Avrupa’daki yerleşik bankaları bozguna uğratması, sadece açık bankacılık reformları sayesinde ve finansal hizmetlerde gerçek anlamda tek bir pazar ve iyi tasarlanmış bir sermaye piyasası birliği olmadan neredeyse imkansız olacaktır.

Bölünmüş sermaye piyasaları, gerçekten Avrupa FinTech şirketleri için bir engel çünkü Avrupa’daki bireysel küçük borsalar, Ant Group gibi küresel bir FinTech devini finanse edecek kadar büyük değil. Yalnızca büyük borsalar bunu başarabilir ancak bu borsalara da sadece büyük şirketler girebilir. Bu durum günümüz kapitalizminde AB’nin çok uzun zamandır görmezden geldiği bir ekonomi kanunu.

Çin, hisse senedi piyasalarını geliştirmek için son yıllarda Ant Group’u ve diğer Çinli teknoloji şirketlerini kullanıyor. Hong Kong’daki uzmanlık bu süreçte önemli bir rol oynuyor. Bu nedenle Ant Group’un kurumsal tarihin en büyük halka arzını yapmak ve dolayısıyla dünyanın en büyük FinTech şirketi olmak için New York, Tokyo veya Londra’ya gitmesine gerek yok.

Almanya ve Avrupa, Wirecard skandalından ders alma konusunda dar görüşlü; sadece denetçilerin ve düzenleyicilerin başarısızlıklarına ve politikacıların dijital finansal yenilikçilik konusundaki cehaletine odaklanıyor. Böylesi bir dar görüşlülük, AB mali altyapısındaki ve mimarisindeki zayıflıkları görmezden geliyor ve Ant Group’un evriminin finansın geleceği açısından önemini anlamıyor.

Ant Group vakasından çıkarılacak bir diğer ders de FinTech şirketlerinin önünün kesilmesinin sadece yerleşik dev bankalar, varlık yöneticileri veya sigortacılarla rekabet anlamına gelmediği olmalı. Ant Group, rekabet üstünlüğünün, tescilli bir mobil ödeme ürünü olan Alipay’e bağlı dijital bir platform haline gelerek mevcut finansal aracılık iş modelini bozguna uğratmak olduğunu fark etti.

Uzun vadede Ant Group’un iş modelinin başarılı olup olmayacağını ve Ant Group’un mevcut değerlemesinin gerçekçi olup olmadığını elbette henüz görmedik. Çin’de de pek çok teknoloji hatası ve skandal yaşandı; Mobike, Wanda, Luckin Coffee bunlardan sadece birkaçı. Ancak tüketici bankacılığının evriminin özellikleri ve Çin’deki sosyoekonomik yörünge göz önüne alındığında, Ant Group’un bir platform işi olarak başarılı olma olasılığı yüksek.

AB’nin, sadece Wirecard’daki muhasebe dolandırıcılığından değil, aynı zamanda Ant Group’tan dersler alması gerekiyor. AB için önemli bir çıkarım, AB’nin kendine uygun özelleştirilmiş bir FinTech politikası geliştirmesi olacak. AB hızlı hareket etmeli ve FinTech şirketleri için dijital finans alanında gerçek anlamda tek bir pazar yaratmalı. Aynı zamanda başarılı AB FinTech şirketlerini Ant Group’un muadilleri haline getirmek ve Euro bölgesinin işlevsiz bankalarını gerçekten bozguna uğratmak için sermaye sağlayacak AB bölgesi için tek bir borsa, sermaye piyasası birliği yaratmalı.

Prof. Dr. İsmail Ertürk tarafından kaleme alınan orijinal makaleden kısaltılmıştır.