Sektörün mobilite ve dijitalleşme ihtiyaçlarına yönelik çözümler üreten Tmob’un CEO’su Rudi Dökmecioğlu ile FinTech ekosistemini, fırsatlarını, trendlerini ve yurt dışı ile kıyaslamasını konuştuğumuz bir röportaj gerçekleştirdik.

  • Kendiniz, şirketiniz ve ürün/hizmetleriniz hakkında bilgi verir misiniz?

Işık Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden 2004 yılında mezun oldum. 2014 – 2016 arasında ise Warwick Üniversitesinde Endüstriyel Ar-Ge ve Teknoloji Yönetimi yüksek lisansımı tamamladım. İş hayatına ilk olarak Sabancı Telekom’da başladım. Daha sonra ise 2.5 yıl Orange Mobile’de Roaming Services Analyst Lead olarak görevime devam ettim. Orange Mobile’ın ardından 2009 yılında Tmob’u kurdum.

Tmob, “Thinks mobility” anlamına geliyor; şirketlere “yeni bir dünyada yenilikçi ve dijital olmayı düşün!” diyoruz. Kurumlara, dijitalleşirken iş yapış şekillerini dönüştüren yenilikçi ve benzersiz çözümler sunuyoruz. Yola çıkarken amacımız şirketlerin mobilite ve dijitalleşme ihtiyaçlarına çözümler sunmaktı. 2000’li yılların başıydı, dünya son sürat dijitalleşiyor, birçok kurum bu değişime ayak uydurmakta zorlanıyor, iş modellerini uygulayabilecekleri dijital, yenilikçi, akılcı, pratik ve uygulanabilir çözümler istiyordu. İşte Tmob, bu ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla doğdu.

Röportaj: Tmob CEO'su Rudi Dökmecioğlu

Tmob olarak 12 yıllık “know-how” ile yenilikçi SaaS ve PaaS portföyü sunmanın yanı sıra mobilite dönüşüm ihtiyaçlarına uçtan uca çözümler sağlıyor, uluslararası projelere imza atıyoruz. “Platform as a service” terminolojisi bile ortada yokken biz 2012 yılında şirket olarak kendi ürünlerimizi yazmaya başladık ve 2012 yılında TUBİTAK ile beraber Ar-Ge’sine başladığımız mobil finansal servisler platformunu hayata geçirdik.

Bugün, İstanbul’da ve ABD’de Kaliforniya, Palo Alto’daki ofislerimizden uluslararası pazarlarda bankacılık, telekomünikasyon, seyahat ve online perakende sektörlerine hizmet veriyoruz. Yenilikçi ve inovatif ürün ve hizmet portföyümüzde Mobil Finansal Servisler Platformu (MFS Platform), Bulut Tabanlı Dijital Hizmetler, E-Bankacılık, HCE Wallet, Ubimecs E-Ticaret Platformu, Araştırma ve Tasarım hizmetleri yer alıyor.

  • Türkiye’deki FinTech ekosistemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gelişen teknolojiler müşteri tarafındaki beklentileri ve finansal hizmetlerde çeşitliliği artırıyor. Ülkemizde de dünya genelinde olduğu gibi FinTech’in finans dünyasına sağlayabileceği katkının farkına varılmış durumda. Teknoloji kullanımı sayesinde yaratıcı ve yenilikçi çözümler üreten FinTech ekosistemi ülkemizde de rağbet görmeye başladı. Türkiye’de FinTech alanındaki çalışmalar ve rekabet her geçen gün artıyor. Yapılan yatırım ve girişimlere bakıldığında, ülke olarak FinTech alanında büyük bir avantaja sahip olduğumuzu gösteriyor. Genç nüfusun fazlalığı, teknolojik gelişmeler ve mobil araçların kullanımı düşünüldüğünde Türkiye, FinTech ekosisteminin büyümesi için gerekli tüm fırsatları sunuyor.

  • Aynı zamanda yurt dışında da faaliyet gösteriyorsunuz. Bu Çerçevede Türkiye’deki ekosistem ile yurt dışındaki FinTech ekosistemini kıyaslayabilir misiniz?

Fintech ekosisteminde önemli bir yer tutan e-bankacılığın üzerinden anlatmak gerekirse, bu konunun 2010’lu yıllarda Avrupa’da yeni konuşulmaya başlandığı söylenebilir. 2013 yılında Türkiye’de “edecek, olacak” diye futuristik beklentilerin konuşulduğu bir dönemde e-bankacılık tarafını kapsayan çözümler ve ürünlerimizle hem yurtiçinde hem yurtdışında önemli sayılabilecek müşterilere hizmet verdik. Dolayısıyla 2013’ten 2020’ye kadar olan bu dönemde tamamen e-bankacılıkta müşteriye hizmet verme noktasında ciddi bir deneyim ve know-how edinmiş olduk.

Bu süreçte Bank of Georgia ve Halkbankası gibi hem yurtiçi hem de yurtdışından müşterilerle çalıştık. En yenisi de İngiliz challenging bank VIVE oldu.

E-bankacılık konusunda 10’a yakın banka deneyimimizin ötesine de değinmek gerekiyor. Avrupa’daki büyük ölçekli bankalar veya FinTech’lerde herkesin odaklandığı temel nokta aslında standardizasyon ve belgelendirme. Özellikle Avrupa pazarında bu durum sık görülüyor ve bunlara hizmet verenlerin de ürün ve hizmetlerini standartlaştırdığını ve sertifikasyonladığını görüyoruz. Standardize edilen ve kapsamı belirlenmiş hizmet ve ürünlerin temel sıkıntısı, müşterinin beklenti ve istekleriyle tam örtüşmemesi. Müşteri bu durumda aslında ihtiyacını karşılayamayan bir ürün veya hizmet satın almış oluyor. Tmob olarak temel farkımız, projeyi tamamen müşterimizin beklenti ve ihtiyaçlarına göre şekillendirebilmemiz. Yani terzi işi üretim gerçekleştiriyoruz ki bu çok kıymetli. Böylece müşterinin kârlılığına, daha gelişmiş müşteri deneyimi sağlanmasına önemli ölçüde katkıda bulunmuş oluyoruz.

  • Genel olarak yükselen FinTech trendi ile birlikte gelecek dönemde sizce bankalar, finansal kurumlar ve FinTech şirketleri için ne gibi fırsatlar ve tehditler, zorluklar söz konusu olacak? Nasıl değerlendiriyorsunuz? 

2 yıl önce Avrupa Birliği PSD (Payment Services Directive) adlı lisansı yeniledi ve adını PSD2 koydu. PSD2 lisansıyla, Avrupa Birliği üye ülkelerindeki bütün bankalara, açık bir API ile kullanıcıların hesap hareketleri de dahil olmak üzere, yapılan bütün işlemleri ve bütün verileri PSD2 lisansı sahibi firmalara açma zorunluluğu getirildi. PSD2 direktiflerinin kabul edilmesiyle birlikte API bankacılığının önü açılmış oldu. Bu gelişmeler gösteriyor ki gelecekte açık bankacılık konusunda hızlı ilerlemeler göreceğiz.

Yeni düzenlemeyle birlikte milyonlarca kullanıcısı olan bankalardaki kullanıcı bilgileri, önümüzdeki dönemde açık bankacılık lisansı alacak olan dikey FinTech’lere verilecek. Bu sayede önümüzdeki yıllarda dünyada ve Türkiye’de çok küçük finans FinTech’leri görmeye başlayacağız. Şu anda bildiğimiz geleneksel bankalardaki kurumsal ve bireysel gibi ayrımlar yerine, örneğin sadece 5 fonksiyona sahip ama belli son kullanıcı faydalarına odaklanmış hizmetler sunulmaya başlanacak.

Tmob olarak, yenilikçi teknolojilere yatırım yapan, bir sonraki adımda müşterilerimizin ihtiyaçlarını öngören bir vizyonla hizmet sunuyoruz. Tüm FinTech trendlerini yakından takip ederek, geleceğe yön veren hizmetler geliştiriyoruz. Dünya finansına şekil veren ülkede şubesiz açık bankacılık platformunda çalışacak olan İngiltere merkezli VIVE’ı sıfırdan kurduk ve süreç içerisinde 60’tan fazla üçüncü parti şirketle entegre olarak çalıştık. Projede kendimizi aşmamız gereken noktalar da oldu. Hepsinden önce hızlı bir şekilde İngiltere regülasyonunu öğrenmemiz gerekti. Bunun yanında, daha önce hep büyük kurumlarla ve oturmuş IT yapılarıyla çalışmış bir teknoloji firması olarak yeni kurulmuş, elinde sadece bankacılık lisansı ve 10’dan az çalışanı olan bir kurumla sıfırdan bir banka kurmak, en önemli zorluklardan biriydi. Hazırladığımız dijital platformda VIVE’a özel açık bankacılık temelli para yönetimi, kişisel kredi özelliği, finansman yönetim ekranı, bütünsel bir müşteri deneyimi için hem mobil hem de web ara yüzleri hazırladık. Açık bankacılığın ilk örneklerinden biri olan VIVE projesinde yerli teknoloji ihracatı gerçekleştirerek cari açığa yüzde 100 katkıda bulunduk. VIVE, aralık sonunda İngiltere’de son onayını alarak 1 Ocak 2021’de faaliyete geçecek.  Bir bankanın kurulmasına an be an şahit olmak bizler için tatmin edici bir deneyim oldu. Önümüzdeki yıllarda tamamen açık bankacılık yaklaşımını benimseyen banka sayısının artacağını ve yavaş yavaş şubelere veda edileceğini düşünüyoruz.

Araştırmalara göre önümüzdeki 5 yıl içerisinde açık bankacılıkta yıllık birleşik büyüme oranının yüzde 18,2 olacağı tahmin ediliyor. 2017’de 5 milyar 80 milyon dolar olan hacmin 2023 yılında 13 milyar 900 milyon dolara erişeceği düşünülüyor. Açık bankacılık yaklaşımında maliyetler yüzde 70 düşerken hizmet hızı yüze 54 artıyor. Yine raporlara göre, 2025 yılına kadar; açık bankacılığın etkisiyle büyük bankaların yeni nesil bankalar karşısında büyük bir güç kaybı yaşaması bekleniyor. 

  • Gelecek yıllara göre Türkiye’de ve dünyada ne gibi FinTech fırsat alanları oluşmasını bekliyorsunuz? Hangi alanlar daha önemli hale gelecek? Sizin bu çerçevede nasıl planlarınız var?

Haziran ayında gerçekleştirdiğimiz webinara dünya genelinden 50’ye yakın ülkeden 100’ün üzerinde katılım oldu. En çok ilgi de Sahra Altı Afrika’sından olurken Malezya ve Singapur gibi Uzak Doğu pazarlarından da kayda değer katılım gerçekleşti. Latin Amerika’nın yanı sıra Yemen ve Katar gibi Orta Doğu’nun belli başlı ülkelerinden de takip eden oldu. Katılımlarsa, ekip olarak gerçekleşti.

Mobil kullanımın artması ve 5G’nin de birçok ülkede devreye alınmasıyla açık bankacılığın yaygınlaşacağı ve geleneksel bankacılığın ciddi şekilde şekil değiştireceği konuşuluyor. Bugün gelinen noktaya bir örnek olarak bazı bankaların müşteri hizmetlerini tamamen yapay zeka destekli chatbot’larla yürüttüğü ve yakın zamanda insan kaynağı tarafındaki operasyonunu otomatize edip, chatbot’lar üzerine yıkacağını konuşuyoruz. Daha önceki chatbot’lar tamamen kural tabanlıydı ve belli soru setine göre cevaplar veriyordu. Bugünse yapay zeka temelleri sayesinde bir müşteri temsilcisi gibi hizmet verebiliyorlar. Neticede ciddi bir operasyonel kârlılık ve ciddi bir müşteri deneyimi yaratma noktasına gelindi. Bu Türkiye özelinde önemli bir gösterge, çünkü gelecek dönemlerde yapay zekâ kullanımının faydalarının daha fazla fark edilmesinin e-bankacılık ve dijital bankacılıkta önemli değişimler yaşanacağını gösteriyor.

Belirttiğimiz know-how ve mevcut müşteri projelerinden edindiğimiz tecrübelerimizden cesaret alarak Türkiye’de yeni bir rekabetçi banka kurma fikrimiz oluştur ve bu fırsatı değerlendirmek üzere harekete geçtik. Projeye kısa süre önce başladık. İngiltere’de olduğu gibi sıfırdan kurulmuş bir firmayı, birçok üçüncü parti entegrasyonu, yapay zeka, Tmob Mobil Finansal Servisler ve E-banking platformlarımızın birleşimlerinden oluşan bir rekabetçi banka haline getirmek için yola çıktık. Hedefimiz 2021 yılında bankayı son kullanıcı ile buluşturmak olacak.

  • FinTech özelinde şirketlere ve girişimlere ne gibi tavsiyeleriniz olur?

İçinde bulunduğumuz bu zorlu günler şartları oldukça değiştirdi. Tüm dünyayı etkileyen pandemi bugün birçok yatırım ve girişim fikrine neden oldu. İçinde bulunduğumuz süreci, dijitalleşen dünyayı ve teknoloji trendlerini çok iyi takip ederek geleceğin ihtiyaçlarını çok iyi okumak gerekiyor. Özellikle bu süreçte hızlı hamleler yapan, yeni iş modelleri geliştiren girişimciler ve şirketler bir adım öne geçecek. Girişimciler için krizleri fırsata çevirme zamanı olacak. Hedeflerini çok iyi belirleyip odaklanmalarını ve müşterilerine nasıl fayda sağlayacaklarını iyi analiz etmelerini tavsiye ediyorum.