Bir değişim ve dönüşüm hikayesi…

Lidyalıların değişim aracı olarak ödeme sözünü altın ve gümüş sikkeler ile güvene almasının üstünden çok zaman geçti. Yokluk nedeniyle kâğıda kadar düşen para, artık formundan bağımsızlığını ilan ederek özüne dönüyor: Ödeme sözüne, ödeme gücüne.

Kredi kartları ve banka kartları, 20. yüzyılın başlarında, nakit para taşımaya gerek olmadan alışveriş yapılması ve ödemenin bir süre geciktirilebilmesi amacıyla kullanılmaya başlandı. 1929’da ABD’deki Büyük Bunalım ve sonra 1939’dan 1945’e kadar süren II. Dünya Savaşı kartlı ödemenin yaygınlaşmasına engel olsa da 1950’lerde Diners Club ile büyük bir atılım başlar. Türkiye’deki ilk kart kabulü ise yurtdışından gelen turistlere kolaylık sağlamak için 1963 yılında gerçekleşti.

BKM’nin 2015 yılında yayınlamış olduğu çok kıymetli bir kaynak olan Türkiye’nin Kartlı Ödeme Sistemleri Tarihi kitabındaki “İlk Akşam Yemeği” (First Supper) hikayesi, ihtiyaçların gelişime yön verdiğinin bir kanıtı gibidir…

“İlk Akşam Yemeği”, paranın maddeden kopup ödeme sözüne dönüşümünde önemli bir dönüm noktası

“1950’de Frank McNamara adlı üst düzey bir firma yöneticisi, bir gece Manhattan’daki Major’s Cabin Grill isimli şık bir restoranda müşterilerini ağırlıyordu. Ancak hesap geldiğinde, müşterileri önünde mahcup duruma düşmesine yol açabilecek kötü bir sürprizle karşılaştı. Cüzdanını bir başka takım elbisesinin cebinde unutmuştu. Hesabı eşi ödedi. Gururunu kurtaran McNamara, bir daha benzer şekilde utanmasına yol açacak bir duruma düşmemek için restoran sahibine çok amaçlı harcama kartı diye bir şeyin olması gerektiğinden bahsetti. Ertesi gün de konuyu hukukçusu Ralph Schneider ile arkadaşı Alfred Bloomingdale’e açtı. McNamara, 1951 yılı Şubat ayında aynı restorana tekrar gittiğinde, hesabı üzerinde imzası bulunan kartondan bir harcama kartı ile ödedi.”

Ancak Frank McNamara’nın başına gelen olay, cüzdana sıkışmış kartlar nedeniyle ödeme tutarlarında sağlanan özgürlük çerçevesini daha ileri taşımakta zorlanıyor. Günümüzde cüzdanımızı evde unuttuğumuzu uzun süre fark edemesek de cep telefonumuzu evde unuttuğumuzu en geç yarım saat içinde, ki bu süre bazıları için birkaç dakika da olabilir, fark edip, cep telefonumuzu almak üzere hemen eve geri döndüğümüzü söylemek hiç de abartılı olmayacaktır.

Ödeme sözünün plastikten kurtulup, kendi iletişim olanaklarını da içinde barındıran akıllı telefona taşınması, Lidya’dan bu yana daha ucuz ve daha etkin takas arayışları düşünüldüğünde, sürpriz bir sonuç olmayacaktır. Ödeme sözünü güven altında tutmak için var olan büyük kuruluşlar, sürekli arayışlarına devam etmekte ve daha etkin teknolojilere hızla geçiş yapmaktadırlar.

Mobil cihazların ödeme işlemlerine aracılık etmesinde günümüzde iki teknoloji öne çıkmaktadır: NFC (Near Field Communication – Yakın Alan İletişimi) ve QR (Quick Response Code – Karekod). Başlangıçta teknik yoksunluklar, gerekli standartlara ulaşılamaması, bu geçişi tahminlerin ötesinde yavaşlatmıştır.

Temassız ödeme, NFC teknolojisi

2000 başlarında temaslı kullanımdaki EMV çipli kartlardan sonra, 2005 yılında temassız olarak kullanılabilen çipli kartlar da hayatımıza girmeye başladı. 2011 yılında Türkiye’de ilk NFC teknolojisine sahip ürünler, iki büyük banka tarafından devreye alındı. Ancak temassız ödemelerin ve NFC teknolojisine sahip akıllı telefonların henüz yeterince yaygınlaşmamış olması nedeniyle, bu ürünler beklenen ilgiliyi göremediler.

QR ödeme

2011 yılında, Dünyanın diğer bir ucunda, Alipay tarafından QR kodu ile ödeme metodu geliştirildi ve mobil ödeme Çin’de hızlıca yaygınlaştı. Türkiye’de QR kodlu (Karekod) ödeme ise ilk olarak 2014 yılında başladı. Ancak asıl kullanıma başlanması 2019 yılında BKM Express’in karekod ile ödeme özelliğini desteklemesi ve 2020 Ağustos ayında TR Karekodu üretimi ve kullanımının devreye alınması ile gerçekleşti.

2016 yılında Rio Olimpiyatları’nda ödeme aracı olarak kullanılan yüzük gibi saat, bileklik şeklinde farklı formların kullanımı, temassız ödemeye olan ilgiyi biraz arttırsa da Dünyada temassız ödeme adetlerinin yükselmesi pandemi ile hız kazandı. Dünya Sağlık Örgütü, Mart 2020’de yaptığı açıklamada COVID-19 nedeniyle temassız ödemelerin kullanılmasını tavsiye ettiğini duyurdu. Müşterinin ödeme aracını başka birisine teslim etmemesi, güvenlik açısından ne kadar önemli olsa da salgınının yarattığı etkinin yanına yaklaşamadı. Akıllı telefonların, tabletlerin yaygınlaşmasıyla mobil ödemelerin de sayısı artmaya başladı. BKM’nin Dönemsel Bilgiler raporlarında da bu artışı aşağıdaki gibi görebiliyoruz:

Mobil ödemenin pratik ve hızlı olması, özellikle Z kuşağı kullanıcılar tarafından tercih edilmesine neden olmaktadır. Mobil ödemelerde EMV token kullanımı, biyometrik doğrulama çözümlerinin ve AI (Artificial Intelligence) tabanlı yüksek performanslı sahtekarlık izleme sistemlerinin geliştirilmesi ile mobil ödemelerdeki güvenlik kaygıları da gittikçe azalmaktadır. Fortuna Business Insights tarafından hazırlanan raporda, 2021 yılında globalde 1.97 trilyon USD olan mobil ödeme marketinin, 2028 yılında 11.83 trilyon USD’ye ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Akıllı cep telefonları, Mastercard Tap on Phone, Visa Tap to Phone çözümleri ile kartlardan sonra artık terminallere de dönüşebilmektedir. Mobil ödeme artık iki cep telefonunu birbirine göstermek kadar kolay ve hızlı hale geldi.

Şimdi yeni bir çağ ve aşamadayız. Ödeme sistemlerinde temassız yaşam gereklerine uygun gerçekleşen sıçrama, teknolojik gelişim, cezbedici fırsatlar sunuyor. Ödeme sözünün daha etkin ve daha ucuz yerine getirilebilmesi ile, büyük altyapılar gerektirmeyecek yeni pazarda eski kalıplardan kurtulmuş fikirler yer bulabilecek. Eski alışkanlıkları bırakarak, ürünü değil kullanıcıyı düşünerek üretmenin zamanı geldi.

Yazar: Figen Aktuna
Ödeme Sistemleri Danışmanı