Küreselleşmenin beraberinde getirdiği Dijital Dönüşüm süreci kapsamında, dokümana dayalı fiziksel kimlik sistemleri, yerlerini yavaş yavaş dijital kimlik sistemlerine bırakmak durumunda kalıyorlar…

McKinsey’in 2019 yılında yayınlamış olduğu bir rapora göre dünya üzerinde yaşayan 7.6 milyar kişiden ancak 3.2 milyar kişinin fiziksel bir kimliği ve bir dijital ayak izi bulunuyor. 1 milyar kişinin ise ne fiziksel ne de dijital bir kimliği bulunmazken, 3.4 milyar kişinin fiziksel kimliği dışında herhangi bir dijital kimliği bulunmuyor. Durum bu açıdan değerlendirildiğinde gerek dijital dönüşüm, gerekse finansal katılım alanında, daha önümüzde dijital kimliğin yaygınlaşması anlamında katetmemiz gereken uzun bir mesafe bulunuyor. Önümüzdeki yıllarda dijital iletişim altyapısının yaygın ve kolay erişilebilir olduğu ülkelerde süreç daha hızlı ilerlerken, bu koşulların sağlanamadığı ülkelerde, bu sürecin ilerleyebilmesi ancak belirtilen alanlara yönelik gerçekleştirilecek yeni yatırımlarla mümkün olabilecek.

Dijital katılıma yönelik bu yatırımların, sadece finansal katılım boyutu ile değil, sosyal, politik ve ekonomik etkileşim anlamında da ilgili ülkenin GSMH’sına önemli katkıları olacaktır. Nitekim McKinsey’in raporuna göre, bu yatırımların gerçekleşmesi halinde 2030 yılına kadar gelişmekte olan ülkelerde GSMH’nın %6’sı, gelişmiş olan ülkelerde ise GSMH’nın %3’ü civarında bir ek katma değer ortaya çıkması bekleniyor.

Ancak dijital iletişim altyapısının varlığı ve erişim kolaylığı önemli birer kriter olsalar da, ülke içinde dijital kimliğin yaygınlaşabilmesi adına tek başlarına yeterli değiller. Nitekim dijital iletişim yapısı sağlam bir çok Avrupa ülkesinin, tüm bu olumlu koşulları sağlamalarına rağmen, mevcut dijital kimlik sistemlerini yaygınlaştırmakta sıkıntı çektikleri görülüyor. Örneğin İngiltere 2018 yılı itibarıyla mevcut dijital kimlik sistemini nüfusun ancak %3’üne, Almanya ise sadece %18’ine yaygınlaştırmayı başarabilmiş bulunuyor. Diğer taraftan Kuzey Avrupa ülkelerine baktığımızda bu oranın %75’in üzerinde gerçekleştiğini görüyoruz. Bu başarının elde edilmesinde, dijital kimliğin yaygınlaştırılması sürecine özel sektörden paydaşların da (Bankaların) iştirak etmiş olmasının, dijital kimliğin kullanımında müşteri deneyimini iyileştirecek şekilde cep telefonlarına yüklenebilen dijital kimlik cüzdan uygulamalarının kullanılmasının ve dijital kimliğin sadece kamu hizmetlerinde değil, özel sektör tarafından sunulan hizmetlerde de kullanımının teşvik ediliyor olmasının da önemli bir payı bulunuyor.

Netice olarak dijital kimlik sistemlerinin kendilerinden beklenilen ek katma değeri yaratabilmesi için sadece yaygınlaşmış olmaları değil aynı zamanda yaygın olarak kullanılabiliyor olmaları gerekiyor. Bu da dijital kimliğin kamu hizmetlerinin yanısıra özel sektör tarafından sunulan hizmetlerde de kullanılmasına, dijital kimlik yaşam döngüsünün edinim aşamasından başlayarak kullanım aşamasına kadar müşteri memnuniyeti sağlayacak şekilde kurgulanmasına bağlı bulunuyor. Burada özellikle dijital kimlik sisteminin farklı sektörler arasında karşılıklı kullanım imkanının bulunması, tüm sektörleri içerisine alacak bir dijital kimlik ekosisteminin ve bu ekosistemde faaliyette bulunan lisanslı kuruluşların mevcut olması, ilgili taraflarca kabul görmüş ortak standartların mevcudiyeti büyük önem taşıyor.

Bir diğer unsuru da kullanıcıların, kimlik bilgilerinin saklanması ve paylaşılması hususunda ilgili ekosisteme ve ekosistem içerisinde yer alan paydaşlara duydukları güven oluşturuyor. Dijital kimlik ekosisteminin gelişim sürecinde ilk aşamada merkezi kamu kuruluşlarına bağlı olarak oluşturulan iş modelinin, zamanla içerisinde özel sektörden lisanslı kuruluşlarında yer aldığı federatif bir modele ve hatta dijital kimlik bilgilerinin sahipliğinin doğrudan kullanıcıya ait olduğu merkeziyetsiz bir yapıya evrildiğini görüyoruz. Buna paralel olarak kullanıcıların ilk aşamada ilgili kamu kuruluşlarına duydukları güvenin de, kendini zamanla dijital kimlik ekosistemi içerisinde yer alan lisanslı kurum ve kuruluşlara, merkeziyetsiz dijital kimlik iş modeline geçilmesiyle birlikte ise dijital kimlik cüzdan uygulamalarına duyulan güvene bırakacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

Gartner tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre 2023 yılı sonu itibarıyla dijital kimlik gerektiren kamu hizmetlerinin %80’i federatif bir iş modeliyle hayata geçmiş, 2024 yılı sonu itibarıyla ise kamu hizmetlerinin asgari üçte birinde merkeziyetsiz dijital kimlik cüzdan uygulamaları önemli bir rol oynuyor olacak.

Günümüzde ülkeler bu üç dijital kimlik iş modelinden birini benimseyerek yollarına devam ediyorlar. Örneğin Singapur ‘Singpass’ dijital kimlik sistemiyle merkezi kamu kuruluşlarına dayalı bir dijital kimlik sistemini benimsemişken, İsveç ve Norveç’te Banka’ların dijital kimlik ekosistemi içerisinde yer aldığı ‘BankID’ adı verilen federatif bir iş modelini, Kanada ise ‘verified.me’ adı verilen dijital kimlik sistemiyle merkeziyetsiz bir iş modelini benimsemiş bulunuyor.

Sonuç olarak son dönemde Web 3.0 ile birlikte yaşanılan teknolojik gelişmeler, güncel regülatif değişikliklerde kişisel verilerin gizliliği kadar kişisel verilerin sahipliğinin ve veri paylaşımının da önemle vurgulanıyor olması, beraberinde birey odaklı Merkeziyetsiz bir dijital kimlik ekosistemine yönelik ihtiyacı da arttıracak gibi görünüyor. Bu yolla bireyler kişisel verilerinin sahibi olarak hangi kuruluşlarla, hangi süreyle, hangi koşullarda, hangi verilerin paylaşılacağına kendileri karar verebiliyor ve bunun potansiyel getirilerinden de faydalanabiliyor olacaklar. Bu durum bünyesinde bir dizi kişisel bilgi barındıran kuruluşları da etkileyecek ve bu kuruluşları ya mevcut iş modellerini gözden geçirip veri paylaşım hizmetini müşterilerine tek elden sunmaya ya da bu alanda oluşacak yeni paydaşlardan bu hizmeti almaya itecektir. Özetle farklı sektörlerden gelen kuruluşların veri hizmeti alanında birbirleriyle kıyasıya rekabet ettiği yeni bir ekosistemin doğuşuna şahit oluyoruz.

Online Eğitim Daveti

Haluk İnanmış tarafından verilen “Dijital Kimliğin Finansal Ekosistemdeki Rolü ve Geleceği” başlıklı online eğitim, 3 Haziran’da başlıyor.

Dijital Kimliğin küresel anlamda finansal ekosisteme etkisi, bu alanda ülkelerin izlediği farklı uygulamalar, söz konusu uygulamaların ilgili taraflar açısından etkisi ve önemi ve bu alanda ortaya çıkan farklı iş modelleri hakkında bilgi sahibi olmak isteyen ve bağlı bulunduğu şirketin kendisini bu alanda sadece bugün için değil gelecekte de doğru konumlandırmasına katkıda bulunmak isteyen finans sektöründeki tüm çalışanlar eğitimin hedef kitlesini oluşturuyor.

Daha fazla bilgi ve kayıt için buraya tıklayınız.

Kaynakça :

[1] McKinsey, MGI Digital identification: A key to inclusive growth, April 2019

[2] Gartner, Top Trends in Government for 2022: Digital Identity Ecosystems, 2022

[3] Signicat, Federated e-IDs as a value driver in the banking sector based on experience from Nordic markets, 2018

Yazar: Haluk İnanmış

KaynakMedium