Almanya’daki Türk ve Arap Teslimat Uygulaması Yolla’nın kurucuları Omar Halabi ve Mohamad El Haj ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. İşte o söyleşinin satır başları…
Almanya’daki Mikro Topluluklardan Mikro Alışveriş Trendlerine…
Almanya’daki göçmen kapısı son zamanlarda beyaz ve mavi yakalı çalışanlar için tamamen açıldı. Almanya Federal İstatistik Ofisi Destatis’e göre, 2010’dan bu yana AB dışı ülkelerden Almanya’ya gelen işgücü göçmenlerinin sayısı sürekli artıyor. Üstelik 2022’de işgücü göçünde keskin bir artış görüldü ve bu gelişme devam ediyor.
Peki Almanya’ya taşındıktan sonra göç eylemi sona eriyor mu? İster göçmen veya gurbetçi, ister “expat” deyin, yeni gelenler mikro topluluklar oluşturuyor ya da bu topluluklara entegre oluyor ve kültürlerinin bir parçasını ülkeye getiriyor. Berlin’in teknoloji ekosistemi, göçmenlerin ve expatlerin ihtiyaçlarına yönelik ürünler yaratarak onların aidiyet hissi ihtiyacını karşılıyor. Niş ürün yaklaşımını daha yakından incelemek için Almanya’daki Türk ve Arap Teslimat Uygulaması Yolla’nın kurucuları Omar Halabi ve Mohamad El Haj ile görüştüm.
Hızlı Teslimat Trendinin Gelişimi
“Market alışverişinizi 15 dakika içinde evinize teslim ediyoruz.” Bu sloganın pandemi sırasında başlayan hızlı teslimat trendini tetiklediğine şahit olduk. İlk başlarda hızlı teslimat, daha büyük şehirlerde yaşayan, yalnız yaşayan ve yoğun programlara sahip olan insanların ihtiyaç duyduğu bir kolaylık gibi görünüyordu. Ancak, bu modelin hızlı teslimatı gerçekleştiren sürücüler için ideal olmadığını anlamamız çok uzun sürmedi.
Mağaza alışveriş alışkanlıklarına dönüş ve Girişim Sermayesi fonlarının tükenmesi tabloyu değiştirdi. Bugüne döndüğümüzde, birçok hızlı teslimat girişiminin acımasız rekabete veya fon tükenmesine boyun eğdiğini görüyoruz. Sadece sürücülere saygı göstermeyi taahhüt eden Getir ve Flink gibi örnekler öne çıkıyor. Ancak asıl soru hala cevaplanamadı: “Gerçekten on beş dakika içinde bir avokadoya ihtiyacımız var mı?”
Yolla‘nın kurucuları, hızlı teslimatın pandemi ile ürün konumlandırmayı birleştirdiğini belirtiyor. “Bu trendi sadece VC tabanlı talep mi yarattı bilmiyoruz. Almanya’da önceden böyle bir şey yoktu. Uluslararası perspektiften baktığımızda, örneğin Suriye, Türkiye, Lübnan, tüm bu ülkelerde hızlı teslimat bir gelenek ve bakkalların teslimat yapması kültürün bir parçası gibi. Yerel bakkalınızı aradığınızda ve ona neye ihtiyacınız olduğunu bildirdiğinizde dakikalar içerisinde orada olacaktır. Teslimat 10 dakika içinde gerçekleşmeyebilir, belki de iki saat sürer ama önce bakkal teslimatı gelir.” Bununla birlikte, hızlı teslimat sisteminin müşteriyi anında sonuç alacak şekilde eğitmesi sebebiyle artık tüm rakiplerin bu değer önerisine uyum sağlaması gerektiğine inanıyorlar.
Yolla’nın değer önerisini anlamak amacıyla “Yolla’nın amacı market alışverişini anında yapmak değilse, nedir?” diye soruyorum. Kurucu ekip “Türk ve Arap ürünlerini birkaç tıkla teslim ediyoruz” diye yanıtlıyor ve ekliyor: “Hızlı teslimat pazarı daha çok kolaylık ve satın alma sürecini basitleştirmekle ilgili. Biz daha ziyade erişilebilirliğe odaklanıyoruz. Bizim için önemli olan hızlı teslimat değil; önemli olan ilk etapta almak. Çünkü Türkler ve Araplar için yemek pişirme ve misafirperverlik nedeniyle birkaç mağazaya gitme zahmeti ve derdi var.”
“Online Teslimat Şirketleri, Mağaza Alışverişini Değiştirmeyecek”
Omar ve Mo fiziksel mağazalara dönüşe rağmen, teslimat talebinin giderek arttığını gözlemlemiş. Teslimat sağlayıcılarının bir noktada fiziksel mağazaların tacını alıp almayacağı sorulduğunda Mo şöyle yanıtlıyor: “Sanırım mağazaların yerini almaktan çok uzaktayız. Online penetrasyon oranı hala mağazalara artık ihtiyaç duyulmadığını söyleyebileceğimiz bir seviyede değil. Biraz zaman alacak. Dışarı çıkıp market alışverişi yapmak bazı insanlar için hala keyifli bir deneyim. Bazı insanlar için yıllardır tanıdıkları kasapla konuşmak veya sahibini bildikleri bir bakkala gitmek hala güzel bir tecrübe olabilir. Hatta bazı insanlar için bu görüşme haftanın en önemli olayı desek abartmayız.

Sonuç olarak, marketlerin yerini almaktan çok uzağız. Yani, moda e-ticareti çok büyüdüğünde de bunu söylüyorlardı, değil mi? Herkes e-ticaret mağazalarının şehirleri ele geçireceğini iddia ediyordu. Ve bunu son 15 yıldır söylüyorlar ama yine de mağazalar hala orada. Biz aslında mağazaların yerini almak yerine pastayı daha da büyütüyoruz. Almanlar için Türk marketine girmek şu anda biraz göz korkutucu. Ürünlerle aşina olmanız size yardımcı olacaktır. Ancak Yolla’yı kullandıktan ve o deneyimi yaşadıktan sonra, Türk marketine gitmek biraz daha kolaylaşacaktır. Yani bu pazar Almanya’da 25 milyar Euro kadar büyüyebilir; henüz zirvede değil. Dolayısıyla bizler pazarı mikro ve makro topluluklar için daha erişilebilir hale getirdikçe daha da büyüyecek.”
Yolla’nın Kurucuları, geleneksel market alışverişinin dirençli olması için evrim geçirmesi ve iyileşmesi gerektiğini düşünüyor. Bir zamanlar perakende devi olan Galleria Kaufhof’un küçülmesini yaşadığımız gibi, herkes için bir risk var. Perakendeciler önemli kalmak istiyorlarsa, trendlere ve mevcut ihtiyaçlara yanıt vererek daha iyi olmaları ve değişmeleri gerekmekte.

“Hedefimiz Ulusal Bir Marka Kurmak”
Röportaj sırasında, Omar ve Mo’nun start-up’ının adını fark edememek mümkün değildi ve onlar ilk düşüncemi doğruladılar; girişimin adı Tarkan’ın şarkısı Yolla’dan esinlenilmiş. Kurucu ekip “Yolla”yı anlamı girişimin hizmetlerine uyduğu ve kelime kulağa hoş geldiği için seçmiş.
Omar ve Mo, Arap ve Türk teslimat nişinde özellikle Berlin dışında değerlendirilmemiş bir potansiyel olduğuna inanıyor. Gerçekten de Berlin, şehir genelinde mevcut olan çeşitli marketler ve zanaatkarlar nedeniyle mikro topluluklara erişimi kolaylaştırıyor. Ancak, Berlin’in Alman pazarını gerçekçi bir şekilde temsil ettiğini söylemek mümkün değil; diğer şehirlerde ve kasabalarda etnik ürünlere erişim çok daha sınırlı. Bu nedenle ekip, Almanya’nın her yerine ulaşmayı ve ulusal bir marka oluşturmayı istiyor.
Alman ve Alman Olmayan Alışveriş Davranışları Arasındaki Farklar
Benim için en ilginç soruyu sona sakladım, “Türklerin ve Arapların alışveriş deneyimi Almanlardan nasıl farklılaşıyor?”
Mo açıklıyor: “İki haftalık veya aylık market ihtiyaçlarımızı karşılamak için birkaç markete birden gitmemiz gerekiyor. Genellikle bir Türk marketinde başlarsınız ve ardından haftalık alışverişiniz için bir Arap marketinde devam edersiniz. Bazen de Türk ya da Arap marketinde kasap yoksa kasaba gidiyorsunuz. Daha sonra, daha genel ihtiyaçlar için Aldi veya benzer market zincirine geçiyorsunuz. Yani alışveriş deneyimi tamamen farklı ve daha büyük bir zorluk. Bir de kullanıcı deneyimi sorunu var, zira ufak marketlerde kredi kartı ve temassız ödeme gibi ödeme seçenekleri bulunmuyor. Yani sadece nakit ödeme yapılabiliyor. Bu da büyük alışveriş sepetleri için zor oluyor. Son olarak, eğer mikro-topluluk bölgesinde yaşamıyorsanız, poşetleri evinize getirmeniz gerekiyor ki bu da yaşadığınız yere bağlı olarak yine zor olabilir. Temelde iyileştirmeye çalıştığımız şey bu deneyimin tümü.”
Omar da önemli bir noktaya değinerek tüm Türklerin yaşayabileceği bir farklılıktan bahsediyor: “Satın aldığımız miktarlar bile farklı. Sadece 500 gram et almıyoruz; iki kilo alıyoruz. Daha büyük ikramlar için yemek yapmayı ve evde bir kiler bulundurmayı seviyoruz. Bunun için daha ekonomik alışveriş seçeneklerine ihtiyacınız var ama perakende zincirlerinde bu mümkün değil. Aldi’de beş kiloluk pirinç çuvalları bulamazsınız mesela ama Türk marketinde bulursunuz. Çünkü alışveriş davranışlarındaki farklar Türk marketlerini pek çok açıdan farklılaştırıyor.”
Her Şey Bir Kültür Meselesi
Almanya’da sistemin nasıl işlediğini anlamak, göçmen girişimcilerin üstesinden gelmesi gereken en büyük zorluklardan biri. Omar daha da açıklıyor: “Almanya’da hiçbir şeyi ‘öylesine’ yapamazsınız. Her eylem ya da tepkinin bir nedeni olması gerekir. Bir sütunu sadece güzel olduğu için inşaatta kullanamazsınız; bir amacı yerine getirmesi gerekir. Araplar olarak bu bizim için çok farklıdır. Biz bir şeyi güzel olduğu için ya da hoşumuza gittiği için yaparız. Sabah 11’de kahveciye gideriz çünkü burada zaman geçirmekten keyif alırız ve humusu ihtiyacımız olduğu için değil, indirimli olduğu için toptan alırız.”
Ancak Mo ve Omar’a göre göçmenler veya expatler Almanların karar alma ve davranış biçimlerini etkiliyor ve çark dönmeye devam ediyor. Örneğin Almanya’da Türklerin ve Arapların büyük bir mutfak etkisi var. Ev yapımı falafel ya da kebap hazırlamak eskiden çok egzotik ya da zahmetli sayılabilirdi. Yine de kültürler karıştıkça ve malzemelere erişim arttıkça bu tutum yavaş yavaş değişiyor. Bu nedenle Mo ve Omar, göçmen girişimcilerin sadece iş sahibi olmaktan ziyade kültürler arasında köprü kuran kültürel misyonerler olduğuna inanıyor.

Omar ve Mo şu anda Earlybird’in Vision Lab programına katılıyor ve i̇lk yatırım turuna hazırlanıyorlar. Yolla hakkında daha fazla bilgi edinmek veya fikir alışverişinde bulunmak için Omar ve Mo ile iletişime geçebilirsiniz.


