Stablecoin’ler, CBDC’ler ve tokenleştirilmiş mevduatlar, finansal kurumlar için yeni bir oyun planı anlamına mı geliyor?

“Tokenisation of Money: From Fiat Currencies to Stablecoins” başlıklı kitap, kısa süre önce Prof. Dr. Selim Yazıcı, Prof. Dr. Cumhur Coşkun Küçüközmen ve Dr. Michael Salmony editörlüğünde, İngilizce olarak yayımlandı. Kitabın editörleri, internet yayıncılığı odağında global ölçekteki saygın FinTech yayınlarından The Paypers ekibinden Mirela Ciobanu ile detaylı bir video-söyleşi gerçekleştirdi. Kitabın tüm ayrıntılarının konuşulduğu videoyu haberin devamındaki YouTube linki üzerinden izleyebilirsiniz.

Keyifli söyleşide uzmanlar, paranın tokenleştirilmesi gerçekte ne anlama geliyor ve bankacılar, düzenleyiciler ile teknoloji inovatörleri neden bir anda bu konuya yakından ilgi göstermeye başladı gibi soruların yanıtlarını verdi.

Söyleşide kitabın çıkış fikri de konuşuldu. Finans dünyasının farklı alanlarındaki profesyoneller arasında yıllar boyunca süren kahve sohbetleri ve konferansların zamanla ortak bir kitap projesine dönüştüğü kaydedilirken, başlangıçta merkez bankası dijital para birimlerine (CBDC) odaklanılan çalışmanın kısa süre içinde kapsamını genişlettiği belirtildi. Bu noktada yazarların dönüşümün ölçeğinin sadece CBDC’ler ile açıklayamayacağını fark ettiği, buradan hareketle odağı daha geniş ve iddialı bir konu olan “paranın kendisinin tokenleştirilmesine” çevirdikleri ifade ediliyor.

Bu değişim oldukça anlamlı. Çünkü dijital paranın artık tek bir inovasyon ya da üründen ibaret olmadığını gösteriyor. Konu artık; stablecoin’ler, tokenleştirilmiş mevduatlar ve CBDC’lerden oluşan, birbirleriyle rekabet eden ama aynı zamanda birbirini tamamlayan modellerin yer aldığı bir ekosistemle ilgili. Bu modellerin her biri farklı roller, riskler ve fırsatlar barındırıyor…

Terminolojiyi anlamak

Terminoloji çok yaygın bilinirliğe sahip değil. Bu alana yeni giren okuyucular için en büyük zorluklardan biri, kullanılan terminolojiyi anlamak. Uzmanlar arasında bile spesifik tanımlar henüz gelişim aşamasında. Bu bağlamda yazarlar Prof. Dr. Selim Yazıcı, Prof. Dr. Cumhur Coşkun Küçüközmen ve Dr. Michael Salmony, son derece faydalı bir bakış açısı sunuyor: Paranın doğası değişmedi, fakat paranın ihraç edilme, transfer edilme ve kullanılma biçimi hızlı bir dönüşüm geçiriyor.

Örneğin CBDC’ler genellikle merkez bankaları tarafından ihraç ediliyor ve para hiyerarşisinin en tepesinde konumlanıyor. Tokenleştirilmiş mevduatlar ise itibari paranın dijital ve programlanabilir formunu temsil ediyor. Stablecoin’ler ise çoğunlukla özel kuruluşlar tarafından çıkarılıyor, ancak itibari para birimlerine de sabitleniyor; böylelikle iki dünyanın unsurları bir araya geliyor. Ekonomide paranın nasıl dolaştığını ve bu akışı kimin kontrol ettiğini belirlemesi yönüyle bu farklar, yalnızca teknik açıdan değil, yapısal açıdan da önemli.

Paranın bu yeni biçimlerini cazip kılan unsur yalnızca dijitalleşme değil, aynı zamanda işlevsellik. Gerçek zamanlı mutabakat, programlanabilirlik ve küresel erişim artık teorik özellikler olmaktan çıkıp pratik beklentilere dönüşüyor. Kullanıcıların mesajlarda ve işlemlerde anlık yanıt beklediği bir dünyada, sınır ötesi ödemeler için günlerce beklemek giderek daha eski bir uygulama gibi görülüyor.

İşte tam bu noktada tartışma tanımlardan sonuçlara yöneliyor. Eğer para geleneksel aracı kurumlar olmadan, 7/24 ve sınırlar arasında anında hareket edebiliyorsa, onlarca yıldır finans sistemini ayakta tutan altyapıya ne olacak?

Finansal sistem üzerindeki etkiler

Yazarlara göre hemen her şey sorgulanıyor. İşlemlerin mutabakattan önce birden fazla aracıdan geçtiği geleneksel modellerin yerini, daha doğrudan token tabanlı transferler alıyor. Basit ifadeyle, para artık dijital bir token’a “sarılıp” doğrudan karşı tarafa gönderilebiliyor ve böylece çok sayıda adım tek bir işlemde birleşiyor. Ancak bu dönüşüm, eski sistemlerin yenileriyle basitçe değiştirilmesinden ibaret değil. Aslında tartışmada öne çıkan en büyük gerilimlerden biri parçalanma riski. Herkes birlikte çalışabilirliğin kritik olduğu konusunda hemfikir olsa da birçok oyuncu aynı anda kendi altyapısını inşa ediyor. Sonuç ise birbirleriyle iletişim kurmayı öğrenmek zorunda olan hızla büyüyen platform ekosistemleri oluyor.

Bu altyapı değişimine paralel olarak yeni iş modelleri de ortaya çıkıyor. Özellikle ödemeler alanı dönüşümün merkezinde yer alıyor. İşlemlerin anında ve geri döndürülemez şekilde tamamlandığı “atomic settlement” ve akıllı sözleşmeler aracılığıyla programlanabilir ödemeler gibi kavramlar teoriden pratiğe geçmeye başladı. Uyum süreçleri bile doğrudan işlemlerin içine gömülebilir hâle geliyor; bu yaklaşım sıklıkla “tasarım gereği uyum” olarak tanımlanıyor.

Diğer yandan tüm heyecana rağmen yazarlar sürekli aynı uyarıya dönüyor: Anlayış olmadan inovasyon risk yaratır. Bankalar, düzenleyiciler ve teknoloji sağlayıcıları kurdukları sistemleri tam anlamıyla kavramak zorunda. Aksi hâlde hedeflenen verimlilikler yeni kırılganlıkları beraberinde getirebilir.

Gerçek dünya kullanım örnekleri

Gerçek dünya örnekleri bunun yalnızca bir deney aşaması olmadığını gösteriyor. Çin’in büyük ölçekli CBDC testlerinden, JPMorgan’ın dijital coin girişimi ve Singapur’un Project Guardian projesine kadar tokenleştirilmiş para önemli ölçeklerde kullanılmaya başladı. Hatta bu alandaki işlem hacimleri trilyon dolar seviyelerine ulaştı. Geleneksel finansın hâlâ gerisinde olsa da büyüme hızı dikkat çekici düzeyde.

Şüpheler ve sorular…

Aynı zamanda jeopolitik boyut da göz ardı edilemiyor. ABD merkezli stablecoin’lerin hakimiyeti, özellikle Avrupa gibi bölgelerde parasal egemenlik konusunda soru işaretleri yaratıyor. Eğer dijital dolarlar küresel ödeme sistemlerine yerleşirse, bunun yerel para birimleri için anlamı ne olacak?

Bu durum, söyleşinin en düşündürücü temalarından birine kapı aralıyor: Rekabet eden dijital para bloklarının ortaya çıkma ihtimali. Tek bir küresel sistem yerine; dolar, euro ve renminbi temelli paralel ekosistemler görebiliriz. Her birinin kendi kuralları ve altyapısı olabilir. Böyle bir parçalanma, birlikte çalışabilirliği zorlaştırabilir ve yeni finansal riskler yaratabilir.

Bir diğer kritik gerilim ise stablecoin’lerin evriminde yatıyor. Başlangıçta daha merkeziyetsiz ve kripto odaklı bir vizyona dayanan stablecoin’ler giderek daha kurumsal modellere yöneliyor; düzenleniyor, rezervlerle destekleniyor ve geleneksel finansal sisteme entegre ediliyor. Bu değişim güveni ve ölçeklenebilirliği artırsa da merkeziyetsizlik vizyonunun zayıflayıp zayıflamadığı sorusunu da beraberinde getiriyor.

Belki de tartışmanın en çarpıcı sonucu, bu dönüşümün bir sistemi tamamen başka bir sistemle değiştirmekten ibaret olmaması. Bunun yerine itibari para, stablecoin’ler, tokenleştirilmiş mevduatlar ve CBDC’lerin bir arada var olması ve farklı kullanım alanlarına hizmet etmesi bekleniyor. Asıl zorluk ise bunların tutarlı bir çerçeve içinde birbirine bağlanması.

İşte fırsat ve risk tam da burada kesişiyor. Bir yandan tokenleştirilmiş para, özellikle sınır ötesi ödemelerde ve gelişmekte olan pazarlarda verimliliği ciddi biçimde artırabilir, maliyetleri düşürebilir ve erişimi genişletebilir. Diğer yandan yeterli güvenlik önlemleri olmadan çok hızlı hareket edilmesi güven kaybına, dolandırıcılığa veya mevcut sistemlerin istikrarsızlaşmasına yol açabilir.

Sonuç olarak paranın geleceği önceden belirlenmiş değil. Yazarların vurguladığı gibi teknoloji, regülasyon, piyasa dinamikleri ve jeopolitik güçler tarafından şekillenecek birden fazla olası senaryo bulunuyor. Tek bir tahmin sunmak yerine, farklı ihtimalleri ortaya koyuyor ve okuyucuları geleceğin nasıl şekillenebileceği konusunda stratejik düşünmeye davet ediyorlar.

Bu söyleşiden çıkarılabilecek tek bir ana fikir varsa o da şu: Tokenleştirme yalnızca teknolojik bir güncelleme değil. Bankalardan düzenleyicilere, fintech şirketlerinden son kullanıcılara kadar finansal sistemdeki tüm aktörleri rollerini yeniden düşünmeye zorlayan yapısal bir dönüşüm.

Ve bu yeni dönem şekillenirken cevap bekleyen bir soru hâlâ açık duruyor: Finansal sistem tokenleştirilmiş para etrafında mı dönüşecek, yoksa onu içine alıp temelde aynı mı kalacak?

Yazarların da belirttiği gibi, bu sorunun cevabı hâlâ yazılıyor.