Röportaj: Elif Kocaoglu Ulbrich

Alman Federal Bankalar Birliği’nin (bankenverband) Yönetim Kurulu üyesi Dr. İbrahim Karasu, 30 yıllık bankacılık, lobicilik ve yöneticilik deneyimi sayesinde Alman bankacılık sektörünün farklı aşamalardan geçişine şahit olmuş. FinTech akımı sektörü ele geçirmeden önce bile teknolojinin sektöre muhtemel etkilerini öngörmeye çalışan bir çalışma prensibine sahip olan Dr. Karasu, 2007‘de yayınlanan “Biometrie im Bankgeschäft” adlı makalenin ve banka IT sistemlerinin dönüşümüne dair 2012 tarihli bir kitabın yazarı.

İbrahim Bey yoğun programına rağmen, sektörün gelişimi ve açık bankacılık uygulamalarının içyüzü hakkında bizleri aydınlatmayı kabul etti. Mesleki odaklı konuşmamızın, kendisinin Manager Magazin’de yer alan yakın tarihli kişisel röportajını tamamlayacağını umuyoruz.

1 – İbrahim Bey, öncelikle biraz Bankenverband’dan bahsedelim. Alman Bankalar Birliği ne tarz çalışmalar yapıyor?

Alman Bankalar Birliği, ya da kısaca Bankenverband, iki yüzden fazla özel ticari bankayı temsil eden bir kurum. Çeşitli alanlarda endüstriyel standart girişimlerine yön verme, Almanya’daki banka iş modellerinin dijital inovasyon ve transformasyonuna destek verme aktivitelerine ek olarak, yasal ve politik konularda da aktif şekilde yer almaktayız. Ayrıca, bir mevduat sigorta fonu işletiyor ve özel banka müşterileri için uyuşmazlık çözüm mekanizmaları (“Ombudsman Sistemi”) sağlıyoruz.

Dijital transformasyon bugünün temel zorluklarından biri ve bu zorluk sadece finansal sektöre özel bir zorluk değil. Alman Bankalar Birliği’nin bu zorluğun üstesinden gelme yollarından biri ise finansal sektörde hizmet veren start-uplar yani FinTechler ile iş birliğine gitmek. Bu proje Alman Bankalar Birliği’nin dijitalleşmeye kısa yoldan ulaşma hususundaki sorunları aktif bir şekilde çözümleyen Dijital Bankacılık Proje Komitesi tarafından hayata geçirildi. Komite, bankaların Chief Digital Officer (CDO)’ları ve Alman FinTech ekosisteminin ileri gelen kişilerini bir araya getiren üst düzey bir organ şeklinde şekillendirildi ve Alman finansal camiasında ortak pozisyonların bulunabilirliğini garanti altına almak açısından önemli bir aracı olduğunu düşünüyoruz.

2 – Open Banking, AMLD5, Libra, yapay zekâ gibi birçok farklı heyecan verici gelişmenin aynı anda yürüdüğü bir dönemden geçiyoruz. Şu an bankenverband’ın gündemindeki en önemli konular neler?

Bu gelişmelerin çoğu bankalar için heyecan verici olduğu kadar zorlu da. Örnek olarak Facebok’un Libra bildirisi finans camiasının olduğu kadar, haklı olarak yasa koyucular ve politikacıların da ilgisini çekti. Özel bir para biriminin finansal stabilite ve yatırımcı korunmasına ek olarak kara para aklama hususunda da risk oluşturma ihtimali var. Bununla beraber Libra, ileride özellikle akıllı sözleşmeler ve nesnelerin interneti (IoT) açısından gelecekte büyük bir rol oynaması beklenen programlanabilir dijital para konseptinin büyük potansiyeline dikkat çekmiş oldu. Bu durum programlanabilir dijital Avro açısından Avrupa çapında faaliyet gösteren ortak bir platformun gerekliliğini gösteriyor ve bankenverband olarak üyelerimiz ile beraber bu inisiyatifte başrolde yer almayı hedefliyoruz[1]. Her halükârda ister Libra ister programlanabilir dijital Avro şeklindeki “dijital para”nın fiziksel para ile aynı katı yasal şartlara sahip olması gerektiğine ikna olduk. Genişletilmiş AB Kara Para Aklanması ile Mücadele Düzenlemesi’ne (AMLD5[2]) kripto-varlıkların giriş yapmış olması da yasa koyucuların da bu fikri paylaştığını göstermekte.

Odaklandığımız bir diğer güncel konu ise veri ekonomisi. Veri kullanımı değer kazanımı açısından hem müşteriler hem de finansal sektör için önemli bir kaynak. Avro bölgesinin mevcut düşük faiz çevresinde bankaların yeni faaliyetler ve gelir kaynakları yaratabilmelerine olanak tanıyor. Aynı zamanda, veri güvenliği ve korunması hususundaki yüksek standartlar, Alman müşterilerin veri hakimiyeti ve mahremiyeti hususundaki şiddetli ihtiyacına öncelik vermek suretiyle önem kazanıyor. Bu amaçla Avrupa Genel Veri Koruma Yönetmeliği’ne (GDPR[1]) uygun şekilde geliştirilecek ve uygulanacak pratik şeffaflık ve gözetim mekanizmalarına gereklilik duyulduğunu düşünüyoruz. Geçerli veri ekonomisi için gerekli bir başka ön koşul ise finansal sektörün ötesinde farklı pazar katılımcıları arasında daha geniş veri erişimi ve veri paylaşımının mümkün olması. Özellikle yapay zekâ ile birleştiğinde, artan veri kullanımı büyük bir potansiyele sahip. Bankalar mevcut veriyi operasyonel bankacılık süreçlerinin desteklenmesi (orta ve arka ofis), risk yönetimi, yasal uyum süreçleri, yatırım bankacılığı, dolandırıcılık ve siber saldırı karşıtı savunma sistemleri ve ayrıca müşterilerle chatbotlar, çevirmenler veya robo-danışmanlar kullanarak iletişim kurulması gibi farklı uygulamalarda halihazırda kullanmakta. Daha geniş kapsamlı veri erişimi, olasılıkları çok daha artıracaktır. Bu vizyona erişmek içi ortak bir çaba ve standartlar gerekiyor. Bu anlamda her ne kadar piyasa tarafından yönlendirilen bir inisiyatifi tercih etsek de Avrupalı yasa koyucular tarafından başlatılan, ödeme hesaplarına erişim sağlanması tarzında bir yasama yaklaşımının sürece tamamlayıcı olacağını düşünüyoruz.

3 – PSD2[1] ve açık bankacılık (open banking) Alman bankalarını son iki senede en çok yoran konulardan biri oldu. Sizin open banking tatbikatının hemen sonrasındaki görüşleriniz nedir? Geçiş ve uygulama süreçlerindeki doğrular ve yanlışlar neydi sizce?

Şu ana kadar PSD2’nin Almanya’da yürürlüğe geçişi, Alman perspektifi açısından temelde bir migrasyon projesi oldu; Alman bankaların müşterileri uzun süredir screen-scraping veya mevcut bankacılık standartlarını kullanmak suretiyle banka hesaplarına üçüncü şahıs servis sağlayıcıları (TPP) aracılığıyla erişebilmekte. Yeni doğrulama süreçleri başlangıç olarak müşterilerin bankacılık uygulamalarını kullanırken ek bir çaba sarf etmesini gerektiriyor. Ancak değişen kullanıcı davranışı ve sürekli gelişen dolandırıcılık sistemleri göz önünde bulundurulduğunda, ben güçlü kimlik doğrulama sürecine doğru atılan bu adımın çok önemli olduğunu düşünüyorum. PSD2 müşterilere kişisel verilerini daha iyi kontrol edebilmeleri için imkân tanımanın dışında aslında tüm katılımcılar için güvenliği artırmakta. Yakın gelecekte bankacılık uygulamalarının daha da gelişeceğinden ve biyometrik çözüm tarzı metotların kullanım rahatlığını artıracağından eminim. Bununla birlikte PSD2’nin açık bankacılık alanındaki inovasyonlar için bir katalizör görevi görme ihtimali var. Üye bankalarımızın çoğu, Avrupa’daki diğer akranlarının yanı sıra şekilde, üçüncü şahıs servis sağlayıcılarının (TPP) ödeme hesaplarına erişimi için ortak bir standart (Berlin Group API) uygulamaya koydu. Bu standart, PSD2’nin kapsamının ötesine geçen ek hizmetlerin tedarik edilebilmesini sağlayarak bankalar ve üçüncü şahıs servis sağlayıcılarının (TPP) yeni ürün ve iş modelleri geliştirmelerine yardımcı oluyor.

4. Sizin open banking uygulamalarına yeni başlayan bankalara ve regülatörlere önerileriniz neler?

Konuyla ilgili iki adet çıkarımımız oldu:

1) Tüketiciler, APIları sağlayan bankalar ve bu APIları kullanan üçüncü şahıs servis sağlayıcılarından (TPP) oluşan ekosistemdeki her aktörün açık bankacılıktan yararlanması gerekiyor. Bu da kapsam dahilindeki hizmetlerden gelire elde edilebilmesinin mümkün olması gerektiği anlamını taşıyor. PSD2 kapsamında tanıştığımız, endişe verici “herkes için ücretsiz” altyapı talebi, başarılı bir açık bankacılık ekosisteminin geliştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekiyor.

2) Mevzuatın teknoloji ve hizmetler kapsamında inovasyon için yeterli boşluk bırakması gerekiyor. Mevzuatın çok dar kapsamlı olması halinde, her zaman yasaların teknolojik gelişmeler ve piyasa gelişmelerinin gerisinde kalması riski söz konusu olacaktır.

Sonuç olarak hem bankalar hem de yasa koyucular piyasanın çoğu hizmet alanı kapsamında bir üçgen haline gelmesi gerçeğiyle yüzleşmek zorundalar. Geçmişte son kullanıcıların (end user) talep ve çıkarları açısından ilişkiyi bankaların yönlendirmesine rağmen, artık üçüncü şahıs servis sağlayıcılarının (TPP) perspektifinin de denkleme katılması söz konusu.

5. Open banking uygulamaları piyasa rekabetini beklenen kadar artıracak mı? Sonuçta bankaların APIlarını üçüncü kişilere açması yeterli olmuyor, üçüncü kişilerin piyasaya müşteriler tarafından talep gören hizmetler sunması da gerekli.

Müşteriler açısından açık bankacılık; müşterilerin yeni bankacılık hizmetlerine, kullanışlı süreçlere, tümleşik hizmetlere, tek durak çözümlere ve gelişmiş kullanıcı deneyimine sahip olabilmeleri demek. Bankalar açısından ise, bankaların niş ürünler alanında uzmanlaşabilmeleri, bu tarz ürünleri piyasaya sunmaları ve ayrıca kendilerini müşterileri için finansal bir ön yüz olarak lanse edebilmeleri için bir fırsat sağlıyor. Bu da bankaların diğer piyasa katılımcılarının ara yüzlerini kullanmaları ve ürün portföylerini genişletebilmeleri anlamına geliyor. Akıllı mobilite ve akıllı ev akımları gibi tümleşik ödeme fonksiyonları sunan akıllı cihazlara olan müşteri ilgisi göz önüne alındığında, açık bankacılığın giderek artan bir öneme sahip olacağı aşikâr. APIlar hem müşteriler hem de banka için bir kazan-kazan (win-win) dengesi ortaya çıkarmalı.

6 – Sizce Alman tüketicileri açık bankacılık ve bu uygulamanın getirileri hakkında yeterli bilgi sahibi mi? Bankenverband’ın tüketicilerin bilgilendirilmesi konusunda çalışmaları bulunuyor mu?

Bence tüketiciler açık bankacılık hususunda endişelenmiyorlar ve endişelenmemeliler de. Bunun yerine hizmet ve ürün kapsamına odaklanmaları yerinde olacaktır. İlgili risk ve olanaklar hakkında onları bilgilendirmek ise bankalara ve üçüncü şahıs servis sağlayıcılarına (TPP) kalmış bir durum.

7 – Türk ve Alman bankacılık sektörleri arasındaki temel farklılıklar nedir sizce?

Bence bu noktada aradaki farklar yerine ilginç benzerliklerden bahsetmemiz yerinde olacaktır. Mesela hem Türkiye hem de Almanya’nın kendi yerel kart ödeme sistemleri (Troy ve girocard) mevcut. Kart bazlı olsun ya da olmasın, yerel ve bölgesel sistemlerin ekonominin dijital özgürlüğe kavuşması için önemli bir yapı taşı olduğunu düşünüyoruz. Almanya’da girocard sisteminin dijital çağa uydurulması kapsamında çalışmalar yapıyor ve bu kapsamda Türkiye’deki gelişmeleri de yakinen takip ediyoruz.

8 – Bankenverband nezdinde FinTechler ve bankaların beraber çalışmalar yaptığını biliyorum. Bu ortak çalışmalar bankalar ve FinTech şirketleri arasındaki iletişimi artırdı mı?

Evet, gerçekten de artırdı. Bankenverband’da bankalar ve FinTechler arasında farklı seviyelerde gerçekleşen yoğun tartışmaların ilk bakıştaki bariz farklılıklara ek olarak tarafların birçok ortak çıkarının mevcut olduğunu gösterdi. Mesela gerekli yasal düzenlemeler ile ilgili ortak bildirimler düzenlendi. Ayrıca, bankalar ve FinTechler arasındaki iş birliğini çok temel bir şekilde geliştirme imkânımız oldu: Kasım ayında banka ve FinTechler arasındaki iş birlikleri için yeni bir model tanıtan İş Birliğini Artırma Kılavuzu’nu piyasaya süreceğiz. Bu enstrüman bir FinTech’in banka süreçlerine resmi / yasal entegrasyonunu büyük oranda kolaylaştıracak. Denetleyici kurumlar da şu anda test edilen bu modeli yerinde bir alternatif olarak görüyorlar.

9 – Sizce geleceğin bankası nasıl bir görünüme sahip?

Platform ekonomisi, veri kullanımı, robotik ve yapay zekânın tıpkı diğer sektörlerde olduğu gibi, giderek bankacılığın da temel unsuru haline geleceğini düşünüyorum. Bankacılık yerel bir bakış açısı ve uluslararası bir perspektif dahilinde hem dijital hem de kişisel bir hal alacak. Bununla beraber, teknolojik trendlerin bizi nasıl etkileyeceğini anlarken, müşteri merkeziyet ve kullanım kolaylığını güçlendirmeliyiz. Bunların hepsi de Amerika ve Çin’de gerçekleşmekte.

10 – Son olarak, 30 senelik deneyiminiz ışığında finans sektörü ile ilgilenen okuyucularımıza ve geleceğin bankacılarına önerileriniz neler?

Yukarıda bahsettiğimiz tüm ezber bozan açıları göz önüne alındığında, her bankacının teknolojik değişikliklere karşı açık fikirli olmasını önermem çok da şaşırtıcı olmayacaktır. Nihayetinde bankacılık güvenle sıkı ilişkili olarak gelişmiş bir kurum ve bu durum gelecekte de d bu şekilde devam edecek. Teknoloji gerçekten de bu durumun sağlanması için giderek önem kazanan bir araç olabilir. Ancak teknoloji insan etkileşimin yerini tutamaz. Bu sebeple geleceğin başarılı bankacılılarının teknoloji bağımlılığına yenik düşmeden müşterileri, iş arkadaşları ve aslında tüm tanıdıkları ile sürekli şekilde ilişkilerini geliştirmeleri gerekiyor. Sonuçta bazı şeyler asla değişmiyor.

[1] Payment Services Directive (PSD 2) – Directive (EU) 2015/2366.

Konuyla ilgili FinTech İstanbul/BKM ortak raporu için bkz. https://fintechistanbul.org/2019/07/09/acik-bankacilik-bankaciligin-gelecegi/

[1] General Data Protection Regulation – Regulation (EU) 2016/679.

[1] Bankenverband’ın 30.10.2019 tarihli programlanabilir dijital Avro konulu raporu için bkz.

/ Please check the link for Bankenverband’s programmable digital euro report dated 30.10.2019: https://en.bankenverband.de/newsroom/comments/programmable-digital-euro/

[2] Anti-money Laundering Directive – Directive (EU) 2018/843.

Konuyla ilgili yazımız için bkz. https://fintechistanbul.org/2019/10/16/avrupa-kripto-is-modellerinin-lisanslanmasina-bes-kala/

Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Ş. Elif Kocaoğlu Ulbrich, Galatasaray Üniversitesi’nden Özel Hukuk ve WHU – Otto Beisheim School of Management’tan İşletme Yüksek Lisans derecelerine sahiptir ve ilaveten Jean Monnet, Joachim Herz Stiftung bursiyeridir. İstanbul ve Ankara’da muhtelif uluslararası hukuk bürolarında altı seneden fazla avukat olarak çalıştıktan sonra, Denizbank A.Ş. ile başlayan bankacılık ve finans kariyerine 2013 itibariyle Hamburg ve daha sonra Berlin’deki FinTech startuplarında iş geliştirme, proje yönetimi, FinTech regülasyon ve lobi faaliyetleri alanlarında uzmanlaşarak devam etmiştir. FINTECH Circle ve Wiley iş birliğiyle 2020’de yayımlanması beklenen The PAYTECH Book kitabında eş yazar olan Kocaoğlu Ulbrich, halihazırda Berlin merkezli bir ING Bank FinTech girişiminde iş geliştirme bölüm yöneticisi olarak görev yapmakta ve aynı zamanda FinTech ve regülasyon konulu yayın çalışmaları yürütmektedir.