Finansal teknoloji alanı, yarattığı fırsatlar ve ekonomik değer düşünüldüğünde birçok ülkenin ekonomi politikası içerisinde ayrıcalıklı bir yere oturmaya başladı. Bu alanın yarattığı ekonomik değeri üç ana başlıkta değerlendirmek mümkün.

  • Birincisi, dünya üzerindeki bütün ülkelerin çözüm aradığı finansal kapsayıcılık ve finansal hizmetlere demokratik erişim konusu. Günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık %30’unun finansal hizmetlere erişemediği veya eşit ölçüde yararlanamadığı düşünüldüğünde, büyümek, halkın refah seviyesini artırmak, vergi kayıplarını azaltmak, kara para ve terörizmin finansmanını önlemek, ekonomik faaliyetlerin miktar ve çeşitliliğini artırmak isteyen ülkeler için finansal teknolojilere yatırım yapmak önem kazanıyor.
  • İkincisi, know-how transferi. Know-how transferi yoluyla bilgi, tecrübe ve yetenek transferi de gerçekleşmekte ki bunlar da sağlıklı bir ekosistemin olmazsa olmazları arasında yer almakta. Ayrıca, bu faktörlerin bir ülkede bulunması, o ülkenin diğer girişimler açısından cazibesini artırmakta ve oluşan bilgi birikimi ile finansal teknoloji ihracatına önemli katkı sağlamakta.
  • Üçüncüsü ise, finansal teknoloji girişimlerine yapılacak yatırımlar yoluyla ülkeye yabancı sermaye girişinin artması. 2015-2020 yılları arasında dünyada FinTech alanına ortalama her yıl yaklaşık 30 milyar dolar yatırım yapılmakta. Birçok ülke her yıl kendi ülkelerinden çıkan Unicorn’ların sayısı ile gurur duymakta. Tüm bunları göz önüne aldığımızda ve yaratılan katma değerin büyüklüğü düşünüldüğünde, birçok ülkenin neden bir finansal teknoloji merkezi haline gelme yarışına girmiş olduğunu anlamak çok da zor olmamakta.

Bir FinTech girişiminin lisans gerektiren bir alanda faaliyete başlaması hiçbir ülkede o kadar kolay değil. Evet, bazı ülkeler bu konuda esnek olduklarını söyleseler de, söylenenlerle gerçekleşenler pek de aynı olmuyor. Bunu da yadırgamamak gerekiyor. Her ülkenin geçmiş deneyimleri ile kazandığı tecrübe birbirinden farklı. Burada önemli olan nasıl ve ne kadar hızlı “öğrendiğimiz”, hatalardan nasıl dersler çıkardığımız, deneme-yanılma sürecini nasıl değerlendirdiğimiz ve öğrendiklerimizi ne kadar kısa sürede hayata geçirdiğimizdir. 

Sandbox Kavramı

Sandbox (kum havuzu) kavramı, bir analoji olarak, çocukların sınırları belli, kontrollü bir ortamda, kendilerine ve birbirlerine zarar verme riskinin en düşük seviyede olduğu ve “deneme-yanılma yöntemiyle” oyun oynarken sosyalleştikleri ve yaşamla ilgili temel becerileri “öğrendikleri” alanı ifade etmekte. Ya da daha farklı bir yaklaşımla, büyük özen gösterip yıllardır merakla büyüttüğünüz ve yatırım yaptığınız akvaryumunuza, henüz yeni aldığınız balığı atma konusunda nasıl bir özen gösteriyorsanız (akvaryuma yerleştirmeden önce herhangi bir hastalık ve parazit riskine karşı belirli bir süre ayrı bir konteyner içerisinde tutma, akvaryum ekosistemine ve diğer balıklara alıştırma gibi), sandbox yapıları da yeni bir girişimin ekosisteme girmeden ve faaliyete başlamadan önce belirli testlerden geçmesini ve onay alarak faaliyete başlamasını sağlamakta.

Günümüzde bu kavram “Endüstri Kum Havuzu” (Industry Sandbox) ve “Düzenleyici Kum Havuzu veya Düzenleyici Test Ortamı” (Regulatory Sandbox) olarak kullanılmakta. Her iki yapı da mantık olarak birbirine benzemekle birlikte, süreçler ve kullanılan teknikler açısından farklılık göstermekte. Burada konumuzu, Düzenleyici Kum Havuzları oluşturacağından çalışma biçimi, faydaları ve farklı ülke uygulamaları üzerinde durulacaktır.

Düzenleyici Kum Havuzu yapılarının önemi nedir?

Yukarıdaki çocuk kum havuzu örneğinden yola çıkarsak, düzenleyici kum havuzları ile bir ülkedeki düzenleyici otoriteler tarafından yeni ve inovatif bir iş modelinin veya iş yapış yönteminin, sınırları belirli ve kontrol edilen bir ortamda düzenlemelere tabi tutularak ve kullanıcıların ve piyasaların zarar görmesini asgari seviyeye indirerek hayata geçirilmesi hedeflenmektedir.

Basit bir şekilde özetleyecek olursak, düzenleyici kum havuzları, yenilikçiliği ve rekabeti desteklediği gibi riskleri de azaltmayı hedeflemekte. Bu yapılar sayesinde politika belirleyiciler teknolojiyi öğrenebiliyorlar ve sürecin erken dönemlerinde risklerin farkında olma avantajını yakalıyorlar. Aynı zamanda, oldukça maliyetli olabilecek ürün ve iş modellerinin gerçek zamanlı, güvenli bir ortamda, çok düşük maliyetler ile test edilerek geliştirebilmesine olanak sağlanmakta. Finans sektörü gibi regülasyonların yoğun olduğu bir ortamda güvenli uygulamalar geliştirmek isteyen girişimciler için düzenleyicilerin sunduğu kum havuzu ortamları tek çözüm olmamakta. Endüstrinin de kendi içinde kum havuzu ortamları (Industry Sandbox) oluşturması önem taşımakta. Dolayısıyla, kum havuzları, sadece girişimler ya da küçük firmalar için değil, bankalar ve diğer finansal kuruluşlar için de ürün ve iş modellerini deneyecekleri oldukça önemli bir ortam sağlamakta.

Düzenleyici Kum Havuzlarının ilk örneğini Birleşik Krallık’taki finans sektörünün düzenleyici kurumu olan Financial Conduct Authority (FCA) 2015 sonunda “Project Innovate” girişiminin bir parçası olarak tanıtmış ve 2016 yılında da devreye almıştır. 31 Aralık 2020 tarihi itibariyle 7. Dönem başvurularını tamamlamışlardır. FCA verilerine göre geçen 6 dönemde toplam 443 başvuru alınmış ve 140 tanesi olumlu değerlendirilerek programa dahil edilmiştir.[1] Günümüzde ise COVID-19 şartları altında bir pilot çalışma olarak “Digital Sandbox” çalışması başlatılmıştır.[2]

Sandbox Yapılarının FinTech Merkezleri Üzerindeki Etkileri

Düzenleyici kum havuzları, dünyada çeşitli düzenleyicilerce denenmekte olup giderek yaygınlık kazanmaktadır. Aşağıda bazı ülke uygulamalarından örnekleri paylaşacağım:

Düzenleyici Kum Havuzu uygulamasının yaratıcılarından olan İngiltere, FCA yönetiminin, finansal istikrar ve tüketicinin korunması odaklı, yenilikçilik ve rekabeti artıran yönetmelikleri, girişimlerin ürünlerini simüle ortamlarda test ettiği ve FCA’in hangi ürünlerin nasıl geliştirildiğini ve güvenliklerini yakından takip edebildiği “Sandbox” ortamı sayesinde Londra’nın merkez (hub) özelliğini güçlendirmekte.

Avrupa’da ise, Avrupa’nın FinTech’in küresel merkezi olması için çalışmalarını hızlandıran Avrupa Komisyonu, 2018 yılında kitlesel fonlama başta olmak üzere bilgi paylaşımını güçlendirmek, düzenleyicilerin ve denetleyicilerin yaklaşımlarında teknolojik tarafsızlığı teşvik etmek için bir “FinTech Bilgi Merkezi”nin (FinTech Knowledge Hub) kurulmasını da kapsayan pek çok önemli konuyu içeren bir eylem planınıyayınladı. Komisyon, European Supervisory Authorities (ESAs) rehberliğinde sandbox platformları için en iyi uygulamaları içeren bir plan kapsamında, oluşturulacak sanal platform üzerinde FinTech girişimleri ile diğer yenilikçi şirketlerin kontrollü bir ortamda, düzenleyici kurumların denetiminde test ve pilot çalışmalar yapması sağlamakta.[3]

2017’de İsviçre Federal Konseyi tarafından önerilen sandbox çerçevesi, girişimlerin yeni projeleri yasal düzenlemelere takılmadan test edebilmeleri için ideal bir ortam sunuyor. Litvanya ise kendini farklı biçimde konumlandırmakta ve Blockchain konusunda ön plana çıkmaya başlamakta. Litvanya, Şangay ve Melbourne’daki muadilleriyle bağlantılı olan Avrupa’nın ilk uluslararası Blockchain Merkezi’ne de ev sahipliği yapmakta ve Blockchain sandbox altyapısını geliştirmekte. LBChain kod adlı servis, ülkedeki blok zincir şirketlerinin sayısını artıran faktörlerden biri olarak tasarlanmış durumda[4]. İspanya düzenleyici kum havuzu sunan nadir AB üyesi ülkelerden biri konumunda. Avrupa ile Güney Amerika’nın kesişim noktasındaki İspanya, uluslararası büyüme hedefleri olan FinTech girişimcileri için ideal bir yerleşim noktası ve ekosisteme artan bir ilgi var. Hollanda ve Danimarka’da düzenleyici test ortamına sahip ülkelerden.

Almanya’da ise durum biraz farklı. Mevzuatta FinTech girişimleri ve faaliyetleri ile ilgili bir tanım bulunmaması ve faal bir yasal test ortamının (Regulatory Sandbox) mevcut olmaması sebebiyle lisans açısından her FinTech iş modelinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekiyor. BaFin bu şekilde her yıl 150’ye yakın girişimin iş modelinin lisanslama kapsamına girip girmediğini öğrenmek için resmi danışma taleplerini değerlendirmekte.[5]

Güneydoğu Asya ülkelerinde yaşanan FinTech fırtınasının arkasında Sandbox uygulamaları için sağlanan düzenlemeler yer almakta. Asya’da FinTech alanında hızla gelişme kaydeden ülkelerin ortak noktası bu ülkelerdeki hükümetlerin FinTech girişimlerinin ve finans kuruluşlarının yenilikçi düşüncelerini sahaya çıkmadan, ama çıkmış gibi, geçerli tüm şartlar altında test edebilecekleri ortamlar sağlaması olduğunu söylemek mümkün[6] Singapur, Malezya ve Tayland, Doğu Asya’da FinTech düzenlemeleri açısından en gelişmiş Sandbox uygulamalarına imkan tanıyan ülkelerde başı çekiyorlar. Singapur, bu alandaki öncülüğü ile sandbox yapısını 2016 yılında, İngiltere’den hemen sonra devreye aldı.

Çin, Avustralya ve Singapur’un FinTech ekosistemindeki hızlı ilerleyişi karşısında harekete geçen Hong Kong 2016 yılında “FinTech Supervisory Sandbox (FSS)” adında bir test ortamı sunmaya başladı. Hong Kong Para Otoritesi (HKMA) bu düzenleme ile bankacılık sektöründe FinTech’in gelişimini hızlandırmak ve Hong Kong’un rekabet açısından finansal bir merkez olmasını hedeflemekte.

Dubai, DIFC’deki FinTech firmalarının stratejilerini test etmelerini sağlayacak olan “Yenilikçilik Test Lisansı – DFSA Innovation Testing Licence” sağlamakta. UAE Exchange ve ADGM, gelişen ödemeler, Blockchain ve dağıtık defter, yapay zeka, P2P çözümleri ve diğer birçok alanda yeni tekliflerin yayılması için ortak inovasyon programları başlatmış durumda. Katılımcılar arasında gelecek vadeden uygulamalar, ADGM tarafından sunulan, yasal düzenlemeler açısından sorunsuz bir Sandbox ortamında çalışacak. Pilot projeler için yasal çerçeveleri esneten bu ortam, yeni girişimlerin piyasaya sürülmeden önce kontrollü bir şekilde denenmelerine olanak vermekte.

Bahreyn ise, FinTech endüstrisini büyütmek için girişimcilerin fikirlerini yenileyebilecekleri ve test edebilecekleri bir ekosistem oluşturma vizyonu ile Bahreyn Merkez Bankası tarafından 2017 yılında bir Sandbox ortamı oluşturdu ve mevcut CBB lisans sahipleri ile diğer yerli/yabancı firmalara da bu platform kullandırmaya başladı.

Rusya’da, Rusya Merkez Bankası bünyesinde 2020 yılında oluşturulan Sandbox platformunda üçüncü parti uygulama geliştiricilerin mevzuatlara uyumlu ürünler geliştirilmesi sağlanmakta.

Global Sandbox Ortamı Mümkün mü?

Yukarıdaki örneklerden de anlaşılabileceği gibi, dünyanın birçok ülkesindeki düzenleyiciler düzenleyici test ortamları konusunda kendi çözümlerini üretme çabası içine girmiş durumdalar. Bu durumda akla şu soru gelmekte: Acaba global anlamda bir düzenleyici test ortamı oluşturmak mümkün olabilir mi? İlk bakışta bu sorunun cevabı, her ülkenin regülasyonlarının farklı olması nedeniyle “hayır” olacaktır. Ancak global ölçekte büyüyen ve ülkeler arasındaki sınırların ötesinde iş yapma ve değer yaratma potansiyeline sahip bu alan için yapacak bir şey yok mudur?

Bu konu üzerinde çalışan ülkeler, bir çözüm üretebilmek amacıyla global anlamda bir düzenleyici kum havuzu ihtiyacını tartışmaya başlamışlar ve FCA öncülüğünde 14.02.2018 tarihinde biraya gelerek küresel standartlarda faaliyet gösterecek bir “Global Sandbox” ortamını (Global Financial Innovation Network – GFIN) oluşturmaya karar vermişlerdir.[7]

Global bir kum havuzu oluşturmanın amacı, mevcut tecrübeleri küresel sahada paylaşmak ve sınır ötesi iş yapmak isteyen şirketler için aynı güvenli ortamı oluşturmaktır. Özellikle uluslararası işlem yapan firmalar, ülkelerde karşılarına çıkan farklı uygulamalar sebebiyle AML, KYC ve ödeme servisleri gibi alanlarda zorluk yaşamaktadırlar. Global Sandbox ortamı kurulabilirse girişimler ve şirketler, farklı düzenleyiciler altında ürün ve modellerini test edebilme şansını yakalayabileceklerdir. Düzenleyicilerin büyük kısmı, sadece İngiltere pazarında değil, faklı pazarlara açılmak isteyen firmaların varlığından haberdarlar ve onların rekabete daha hızlı ve verimli hazırlanmalarını sağlamak için Global Sandbox’ın önemi üzerinde duruyorlar. Ayrıca orta vadede, ülkeler arası Global Sandbox kapsamında ortak ve tutarlı kurallar belirleyerek beraber uygulamaya kesin gözü ile bakıyorlar.[8]

Sonuç

Yukarıdaki örneklerin büyük çoğunluğu FCA’in önderliği ile başlayan Düzenleyici Kum Havuzu yapılarının bir yansıması olarak karşımıza 2017 yılı ve sonrasında çıkmakta. Düzenleyici Kum Havuzu yapıları, FinTech ekosistemlerinde finansal teknoloji girişimleri ile regülatörlerin bir araya geldikleri, girişimlerin yeni/yaratıcı ürün ve hizmetlerini regülasyonlarla kontrollü bir ortamda test edebildikleri, girişimcilerin ve regülatörlerin karşılıklı edinimler sağladığı önemli alanlardan biri.

Dünyada FinTech yatırımları ülkeler açısından stratejik bir öncelik haline gelmeye başladıkça düzenleyici ve denetleyici kurumların da hassasiyetleri artmaya başlamış durumda. Finansal hizmetlerin ülkeler arasında ticari değeri arttıkça FinTech girişimlerinin ve inovatif uygulamaların sayısının da artacağına şüphe yok. Finansal hizmetlerin ülkeler arası dolaşıma son derece açık bir alan olması, küresel ölçekte regülasyonlara ve test ortamlarına ihtiyacı da artırmakta. Dolayısıyla düzenleyici ve denetleyici kurumların öncelikle Düzenleyici Kum Havuzu yapılarını nasıl oluşturacakları ve sonra da global ölçekte durumu değerlendirerek Finansal Teknoloji alanındaki ürün ve hizmetlerin ihracatını kolaylaştırıcı yapılarla iş birliği olanaklarını nasıl geliştireceklerini değerlendirmeleri gerekmekte.


[1] https://www.fca.org.uk/firms/innovation/regulatory-sandbox (28.01.2021)

[2] https://www.digitalsandboxpilot.co.uk (28.01.2021)

[3] https://www.eba.europa.eu/esas-publish-joint-report-on-regulatory-sandboxes-and-innovation-hubs

[4] https://www.lb.lt/en/lbchain

[5] https://fintechistanbul.org/2020/07/27/almanya-fintech-ekosistemi-iii-regulasyonlar-%f0%9f%87%a9%f0%9f%87%aa/

[6] Baker McKenzie (2017). A Guide to Regulatory FinTech Sandboxes Across Asia Pacific.

[7] https://www.fca.org.uk/firms/innovation/global-financial-innovation-network

[8] https://fintechistanbul.org/2018/04/15/sandbox-ve-global-sandbox-neden-onemli/

İstanbul Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, İşletme Bölümü öğretim üyesidir. Ayrıca, Marmara Üniversitesi, Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsü'nde, Sigortacılık Bölümü'nde 2009-2016 yılları arasında misafir öğretim üyesi olarak "E-Sigortacılık" dersini vermiştir. 2019 yılından beri misafir öğretim üyesi olarak Özyeğin Üniversitesi, Financial Engineering and Risk Management (FERM) Yüksek Lisans Programı'nda Financial Technologies dersini vermektedir. Teknolojiye ve teknolojinin yaratacağı fırsatlara inanmış bir akademisyen olarak, 2000'li yılların başında, teknolojideki değişimin finansal kuruluşların üretim, pazarlama, satış, dağıtım ve satış sonrası süreçlerinde yaratacağı etkileri ve e-ticaret olanaklarını değerlendiren araştırmalar yapmış ve sigortacılık sektörüne özel bir envanter oluşturmuştur. Bu çalışmaların sonuçlarını, ortak yazar olarak yer aldığı "Elektronik Sigortacılık" (2002) adlı kitabında yayınlamıştır. Daha sonra, finansal hizmetler dünyasındaki teknolojik değişimi ve müşterilerin dijitalleşmesini gözlemleyerek, özellikle bankacılık ve sigortacılık sektöründe dijital dönüşüme yönelik projeler geliştirmiştir. Teknolojinin finansal hizmetler sektöründe kullanımı ve çevik yapılar olan start-upların bu alandaki girişimcilik faaliyetlerini içeren FinTech ve InsurTech konuları ilgi alanını oluşturmaktadır. Girişimcilik, Finansal Teknolojiler, Dijital Sigortacılık, Proje Yönetimi, İş Sürekliliği Yönetimi, İşletme Yönetimi, Uluslararası İşletmecilik ve Örgütsel Davranış konularında dersler vermektedir. Finansal teknolojiler konusunda girişimcilerin ihtiyaç duyabileceği tüm alanları kapsayan ve ülkemizde ilk olarak FinTech İstanbul tarafından gerçekleştirilen "FinTech 101 Eğitim Programı"nın şekillenmesini sağlamıştır. Öğrenen Organizasyonlar (2001), Elektronik Sigortacılık (2002), E-Öğrenme (2004) ve İş Sürekliliği Yönetimi (2013) başlıklı yayınlanmış dört kitabı bulunmaktadır. TSEV ve TSPB'nin eğitmenlerinden olup bankalar ve sigorta şirketleri için çeşitli konularda eğitim programları düzenlemiştir.